Selime Büyükgöze Kadınların kazanımı(mı?) Belirlenen ülkelerde sağ popülizm ve aşırı sağın kadın yüzü. 10 Toplumsal Cinsiyet Rejimlerinin Dönüşümü: AKP, Sağ Popülizm ve Kadınların Siyasal Katılımı Künye Yayımlayan Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. Godesberger Allee 149 53175 Bonn info@fes.de Yayımlayan Birim Abteilung Politische Bildung und Dialog [Siyasal Eğitim ve Diyalog Bölümü] www.fes.de/pbd İçerik Sorumluluğu ve Editörlük Yayım sorumlusu: Dr. Stefanie Elies Yazar: Selime Büyükgöze Çeviri: Selime Büyükgöze Editör: İlke Gökdemir İletişim kişisi Dr. Stefanie Elies Stefanie.Elies@fes.de Mizanpaj/Kapak Tasarımı Rohtext, Bonn Bu yayında ifade edilen görüşler yazara aittir ve zorunlu olarak Friedrich-Ebert-Stiftung’un(FES) görüşlerini yansıtmayabilir. Friedrich-Ebert-Stiftung(FES) tarafından yayımlanan materyallerin ticari amaçlarla kullanımı, FES’in yazılı izni olmaksızın yasaktır. FES yayınları seçim kampanyaları kapsamında kullanılamaz. Nisan 2026 © Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. Friedrich-Ebert-Stiftung’un diğer yayınlarını burada bulabilirsiniz: ↗ www.fes.de/publikationen Selime Büyükgöze Kadınların kazanımı(mı?) Belirlenen ülkelerde sağ popülizm ve aşırı sağın kadın yüzü. 10 Toplumsal Cinsiyet Rejimlerinin Dönüşümü: AKP, Sağ Popülizm ve Kadınların Siyasal Katılımı İçindekiler Giriş ............................................................. 3 AKP’nin Seçim Programı ve Toplumsal Cinsiyetin Aile Değerleri Etrafında Yeniden Kurgulanması ........................................... 5 Türkiye’de Kadınlar ve Sağ Popülist Partiler ............................ 9 2023 Seçimlerinde Muhalefetin Sınırlı Toplumsal Cinsiyet Siyaseti ........ 11 Feminist ve diğer sosyal hareketlerin tepkisi: İstanbul Sözleşmesi örneği ... 13 Sonuç .......................................................... 14 Yazar ........................................................... 16 Giriş Dünya Ekonomik Forumu 2025 Küresel Toplum sal Cinsiyet Uçurumu Raporu verilerine göre 146 ülke içerisinde 135. sırada yer alan Türkiye’nin bu konumu, ülkedeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği nin vehametini açıkça ortaya koyuyor 1 . Türkiye 1985’te Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni(CEDAW) onaylamış olsa da, kadınların istihdamı, siyasete katılımı, adalete erişim gibi alanlarda karşılaştıkları yapı sal engelleri ortadan kaldırmakta ve kadına yönelik şiddeti önlemekte başarısız. Üstelik kadı na yönelik şiddet, Türkiye’de en ağır seyreden sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenme si Sözleşmesi’ni(CEDAW) 1985 yılında onayla mış olmasına rağmen kadınların istihdamı, siya sete katılımı ve adalete erişimi önündeki siste matik engelleri aşmakta ve özellikle Türkiye’de yakıcı bir sorun olmaya devam eden kadına yönelik şiddeti önlemekte yetersiz kalmaktadır. 2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP elbette bu eşitsizlikleri sıfırdan yaratmadı, hatta tartışmalı olmakla birlikte kimilerine göre, AB uyum sürecinin de etkisiyle ilk yıllarında, kadına yönelik şiddetle mücadele sözleşmesinin kabul edilmesi gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini destek leyen bazı adımlar dahi attı. Örneğin kadınlara yönelik şiddetle mücadeleyi hedefleyen sözleş menin İstanbul’da imzaya açılması için Avrupa Konseyi’nde lobi faaliyeti yürütülmüş, ardından “İstanbul Sözleşmesi” adını alan sözleşmenin ilk imzacısı ve ilk onaylayan ülke Türkiye olmuştur. Ancak AKP iktidara geldiği tarihten bu yana, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üreti minde, normalleştirilmesinde ve kurumsallaştırıl masında belirleyici bir rol oynadı. AB üyelik süre cinde daha reformist ve demokratik bir yaklaşım benimsediği izlenimi yaratırken zamanla aileyi toplumun merkezine yerleştiren, kadınların aile içindeki rolünü sürekli vurgulayan ve anneliği kutsayan dini-muhafazakar bir toplumsal cinsi yet rejimine 2 yöneldi. Böylece geleneksel cinsiyet rollerinin sabitlenmesini hedefleyen bir ideolojik çerçeve kurdu. AKP’nin toplumsal cinsiyet rejimi neolibe ral, İslamcı ve milliyetçi politika ve söylemlerin bir bileşimi 3 . Örneğin sürekli vurgulanan“güçlü aile” söylemi, hem ahlaki bir duruş hem de bakım yükünü kadınların üzerine yıkan bir yöne tim stratejisi olma işlevi görüyor 4 . Bu politikalar çoğunlukla kadınları ve çocukları koruma iddia sıyla sunulurken gerçekte kadınların özerkliğini sınırlandırıyor, devlet politikalarında kadınları aileye sıkıştırıyor ve geleneksel cinsiyet rollerini daha da pekiştiriyor 5 . Bu cinsiyet politikalarına yönelik her eleştiri ve itiraz ise çoğunlukla“aşırı lık”,“sapkınlık” ya da“Batı dayatması” olarak etiketleniyor 6 . 1 The Global Gender Gap Report 2025: https://www.weforum.org/publications/global-gender-gap-report-2025/digest/ 2 Ayşe Güneş-Ayata and Gökten Doğangün,“Gender politics of the AKP: Restoration of a religio-conservative gender climate,” Journal of Bal kan and Near Eastern Studies 19, no. 6(2017): 616. 3 Simten Coşar and Metin Yeğenoğlu,“New Grounds for Patriarchy in Turkey? Gender Policy in the Age of AKP,” South European Society and Politics 16, no. 4(2011): 555–573. 4  Berna Yazıcı,“The return to the family: Welfare, state, and politics of the family in Turkey,” Anthropological Quarterly 85, no. 1(2012): 103– 140 5 Bunun bir örneği olarak 2011 yılından Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığınun kapatılıp yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlı ğının kurulması verilebilir. 6  Hande Eslen-Ziya,“Right-Wing Populism in New Turkey: Leading to All New Grounds for Troll Science in Gender Theory,” HTS Teologiese Stu Kadınların kazanımı(mı?) 10 3 İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı bu anlamda kritik bir kırılma noktasını oluştur du. AKP’nin cinsiyet eşitliği karşıtı politikaları elbette bu kararla başlamadı; hatta çekilme kararının, giderek güçlenen toplumsal cinsiyet karşıtı ve muhafazakar eğilimlerin bir sonucu olduğunu söylemek mümkün 7 . Türkiye’de İstan bul Sözleşmesi etrafında kurulan söylem ve yürütülen politik tartışmalar, dünyadaki toplum sal cinsiyet karşıtı hareketle nasıl ilişkilendiğini anlamak açısından son derece önemli. Dünyada ki diğer toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlerin söylemlerinde olduğu gibi, AKP de neoliberaliz me yönelik öfkeyi kullanarak destek topluyor. Toplumsal cinsiyet karşıtı hareket neoliberal politikaların yarattığı tahribata karşı bir tepkisel lik imkanı olarak sunulurken, aileci politikalar bir “kurtuluş” söylemiyle öne çıkarılıyor. Böylece toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan yaklaşım larla“aileyi savunan” çizgi arasında sahte bir iki lik üretmek mümkün oluyor. Bu makale, Türkiye’de toplumsal cinsiyet karşıtı ve sağ popülist politikaların nasıl şekillen diğini AKP’nin toplumsal cinsiyet politikalarına odaklanarak ele alıyor. Erdoğan liderliğindeki AKP’nin yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olması, Türkiye’nin siyasi yapısının her düzeyini derinden etkiledi. Konunun genişliği göz önüne alınarak bu tartışma, 2023 genel seçimleri ekseni ile sınırlı kalarak siyasi partilerin seçim beyannameleri, seçmen eğilimleri, toplumsal cinsiyet konusun daki kamusal tartışmalar, muhalefet partilerinin etkisi ve feminist hareketin müdahalelerini ana liz ediyor. dies 76, no. 3(2020). 7 Didem Unal,“Securitization of gender as a modus operandi of populism: Anti-gender discourses on the Istanbul Convention in the context of AKP’s illiberal transformation,” Southeast European and Black Sea Studies(2023). 4 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. AKP’nin Seçim Programı ve Toplumsal Cinsiyetin Aile Değerleri Etrafında Yeniden Kurgulanması AKP’nin 2023 seçim beyannamesi 8 , partinin yıl lardır sürdüregeldiği toplumsal cinsiyet politika larının devamı niteliğinde yani kadın meselesini büyük ölçüde aile merkezli ve muhafazakar bir söylem içinde ele alıyor. Beyanname,“Toplumun yarısını oluşturan kadınların potansiyelini hare kete geçirmeden ne kalkınma ne de demokrasi alanında istediğimiz mesafeyi kaydedebiliriz” cümlesiyle başlayarak ilk bakışta kadınları mer kezde konumlandırıyormuş gibi görünse de bu ifadenin hemen ardından aile ve ulusal değerler etrafında bu söylem yeniden çerçeveleniyor. Çoğunlukla anne olarak anılan kadınlar“Milleti mizin temel değerlerinin taşıyıcısı olan ailede merkezi role sahip” olarak tanımlanıyor. Kadın ve aile neredeyse birbirinin yerine kullanılan iki kavrama dönüşüyor. Bu yaklaşım, AKP’nin kadınların bireysel hak ve özerkliklerinden ziya de aile içindeki“araçsal rollerini” öne çıkaran stratejisinin sürekliliğinin net bir göstergesi. AKP’nin kadın ve toplumsal cinsiyet yak laşımı,“fıtrat” kavramına yani kadın ve erkekle rin eşit değil, tamamlayıcı olduğu varsayımına dayanıyor. Bu anlayışta cinsiyet rolleri doğal ve Allah vergisi kabul ediliyor. Dolayısıyla toplum sal cinsiyet eşitliği, kadın ile erkeğin farkını sil meye çalışan, doğal düzene aykırı bir proje ola rak resmediliyor. Bir diğer yandan AKP’nin top lumsal cinsiyet politikası yalnızca dini ya da kültürel referanslara değil aynı zamanda kapita lizme dayanıyor. Erdoğan’ın yıllarca her fırsatta “kaç çocuğun var?” sorusunu sorması ve en az üç çocuk söylemini dayatması bunun bir göstergesi. Kadınların esnek ve düşük güvenceli istihdam modellerine yönlendirilmesi de bu neoliberal pro-natalist yaklaşımın tamamlayıcı bir parçası 9 . Beyannamede AKP döneminde hayata geçirilen yasalar ve kurumlar, 6284 sayılı Kanun, kadın sığınakları, şiddetle mücadele destek mekanizmaları gibi, uzun bir liste halinde sırala nıyor. Ancak AKP’nin kadına yönelik şiddeti kav rayışı, bunu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olarak görmekten uzak. Şiddeti, aile birli ğini bozan bir“düzensizlik”,“onarılması gereken bir sorun” olarak ele alıyor. Bu nedenle tüm yasal ve kurumsal düzenlemeler“güçlü aile” söy lemi içine yerleştiriliyor. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi aileleri korumak için hedefleniyor. AKP’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekil mesi ve politika belgelerinden“toplumsal cinsi yet eşitliği” ibaresini çıkarması(örneğin 2021– 2025 Kadına Yönelik Şiddet Ulusal Eylem Planı) partinin önceki“görece liberal” söylemlerinden açık bir geriye gidiş. Bu değişiklik yalnızca reto rik bir kayma değil, toplumsal cinsiyet rollerine muhafazakar bir perspektiften yaklaşan ve aileci politikaları merkeze alan kurumsal bir dönüşü mü de yansıtıyor. AKP’nin öne çıkardığı ikinci tema, iktidar ları döneminde kadınların eğitim ve siyasal tem silde kaydettiği“ilerleme” iddiası. Kadın milletve kili sayısının 2002’de 24’ten(yüzde 4,4) 2018’de 104’e(yüzde 17,45) yükseldiğini vurgulanıyor. KEFEK’in kurulmuş olması bir başarı göstergesi olarak sunuluyor. Kadın belediye başkanı oranı nın 2009’da yüzde 0,9’dan 2019’da yüzde 3’e çık tığını, belediye meclislerindeki kadın oranının da yüzde 4,5’ten yüzde 11,1’e yükseldiğini belirtiyor. 8 AKP 2023 seçim beyannamesi: https://akparti.org.tr/media/clni5h4t/turkiyeyuzyiliicı-indogruadimlar2023secimbeyannamesi.pdf 9  See: Acar, F.,& Altunok, G.(2013). The‘politics of intimate’ at the intersection of neo-liberalism and neo-conservatism in contemporary Tur key. Women‘s Studies International Forum, 41, 14–23. Dedeoğlu, S.(2020). Gendering the Welfare State: Turkish Neoliberalism and the Politics of Female Employment. Cambridge Journal of Economics, 44(5), 1061–1078. Kadınların kazanımı(mı?) 10 5 Bu rakamlar elbette niceliksel bir artışı gösteri yor fakat dünya ortalamalarının çok altında ve çoğu zaman gerçek dönüşümden ziyade göster melik kalıyor. AKP kadrolarındaki kadınların par tinin muhafazakar ideolojisine tam uyum göster meleri bekleniyor, patriyarkal yapıya karşı çıkma ları ya da yeni politikalar geliştirmeleri neredey se mümkün değil. Bu sınırlı ve kısıtlı siyasal katılım biçimi, AKP’nin genel ahlaki ve toplum sal düzen anlayışıyla uyumlu: Kadınlar ancak belirlenen kadınlık normlarına uyduklarında görünür olabiliyor. AKP’de kadın temsili rakamsal olarak art sa da bu kadınların siyasete ne kadar dahil ola bildiği, karar alma süreçlerindeki konumları ve hareket alanları partinin ideolojik sınırlarına tabi. Kadınların siyasete katılımındaki bu artış femi nist bir dönüşüme işaret etmiyor. Aksine, kamu sal alanda ancak“makbul kadınlık” sınırları için de var olabilecekleri bir stratejinin parçası. Bu yaklaşım, Avrupa’daki sağ popülist siyasette görülen örüntüyle de örtüşüyor 10 : Kadınların görünürlüğü yalnızca aile odaklı değerleri güç lendirdikleri ölçüde teşvik ediliyor. Bu açıdan AKP’nin stratejisi, kadınların katılımını araçsal laştırarak otoriter ve dışlayıcı politikalarını meş rulaştırmaya çalışan Avrupa sağının cinsiyet politikalarıyla paralellik taşıyor. AKP’nin KEFEK’in kurulması ya da yerel yönetimlerde kadın sayısının artması gibi kurum sal mekanizmalara yaptığı vurgu, gerçek bir iler leme izlenimi yaratsa da aslında toplumsal cinsi yet eşitliğinde somut bir dönüşüme karşılık gel miyor. Gerçekte bu mekanizmalar, partinin muhafazakar toplumsal cinsiyet hiyerarşisini sor gulayacak yetkiden, bağımsızlıktan ya da siyasi iradeden çoğu zaman yoksun. Hem yerel hem merkezi atamalarda güçlü bir kayırmacılık ağı işliyor ve bu ağda kadınların güçlenmesi ve siya sal katılımlarından ziyade partiye sadakat önem li. Dolayısıyla bu adımlar patriyarkal yapıları kır mak yerine, kadınları parti-devletin ideolojik hedeflerini destekleyen konumlarda tutan bir toplumsal cinsiyet rejimini pekiştiriyor. Bu nedenle, AKP’nin toplumsal cinsiyet politikasını küresel ölçekte yükselen anti-femi nist popülizmden bağımsız düşünmek mümkün değil. Bu siyaset tarzında toplumsal cinsiyet yoğun bir siyasi çatışma alanına dönüşüyor; sağ aktörler feminist hareketi, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve LGBTİ+ haklarını aileyi, toplumsal düzeni ve ulusal kimliği tehdit eden unsurlar olarak resmediyor. AKP’nin İstanbul Sözleşme si’nden çekilmesi ve ısrarla aile merkezli kalkın ma söylemini öne çıkarması, bu otoriter-popülist çerçeveyle giderek daha fazla hizalandığını gös teriyor. AKP’nin toplumsal cinsiyet söylemi, milli yetçi, dini ve ahlaki anlatıları bilinçli bir biçimde harmanlayarak kadın haklarını heteronormatif ve patriyarkal bir düzenin içinde yeniden çerçe veliyor. 2010 sonrasında parti söyleminde yaygın laşan“toplumsal cinsiyet adaleti” kavramı bu yaklaşımın ana araçlarından biri. Eşitlik kavramı nın“kültürel olarak uygun olmayan bir Batı itha li” gibi sunulmasına karşılık“adalet” söylemi, görünürde adil ve dengeli bir yaklaşım izlenimi yaratırken gerçekte ise geleneksel cinsiyet rolleri ni pekiştiren ideolojik bir yeniden yorumlamanın parçası. Bu dönüşüm, kadınlar ve erkeklerin eşit hak ve fırsatlara sahip olmasının“doğal farkları na aykırı” olduğu savını güçlendirdiği için retorik ten ziyade ideolojik. Bu çerçevede“fıtrat” kavra mı merkezi bir yer tutuyor. Aile, ulusal istikrarın ve manevi sürekliliğin temeli olarak sunulurken kadınların hem bakım veren hem de ahlakın koruyucuları olarak konumlandırıldığı bir alan haline geliyor. Böylece kadınların geleneksel rol lerle sınırlandırılması yalnızca normalleştirilmek le kalmıyor; annelik, fedakarlık ve ev içi sorumlu luklar kadınların“doğal ve ilahi görevleri” olarak çerçeveleniyor. Bu bağlamda aile danışma merkezleri, erken evlilik ve doğum teşvikleri ya da kadınlara yönelik esnek çalışma modelleri, kadınları güç lendirme araçları olarak değil; kadın emeğini onların“doğal” aile içi rolleriyle uyumlu hale getirmeye dönük politikalar olarak sunuluyor. Neoliberal popülist patriyarka olarak adlandırıla 10 See: Kováts, E.,& Põim, M.(Eds.).(2015). Gender as symbolic glue: The position and role of conservative and far-right parties in the anti-gen der mobilisations in Europe. Foundation for European Progressive Studies& Friedrich-Ebert-Stiftung. https://library.fes.de/pdf-files/bueros/buda pest/11382.pdf 6 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. bilecek bu politikalar kadınlara ancak belirli cin siyet rollerini yerine getirdikleri sürece sınırlı bir güç alanı tanırken, toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirebilecek yapıları ise sistematik olarak zayıflatıyor. AKP, muhafazakar fikirleri yeniden çerçe veleyerek onları ilerici bir dille sunma stratejisini sıklıkla kullanıyor. Örneğin“kadını korumak” baskın bir söylemken patriyarkal normların ya da kadına yönelik şiddetin yapısal nedenlerinin sor gulanmasına neredeyse hiç yer verilmiyor. Bu da şiddetin bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği mesele si olmaktan çıkarılıp aile birliğini bozan bir“sap ma” ya da bireysel bir sorun gibi ele alınarak depolitize edilmesine neden oluyor. Bu söylemsel strateji, feminist hareketi damgalayan ve LGBTI+ haklarını, bedensel özerklik taleplerini ya da laik eğitimi“ahlaki ve ulusal değerlere tehdit” olarak sunan daha geniş bir ahlakçı söylemle destekleniyor. Cumhurbaş kanı’nın konuşmalarında ya da kamuoyu tartış malarında feminist talepler sıklıkla“Batı’nın çürümüşlüğü” ya da“yabancı güçler” ile ilişkilen diriliyor. Bu da toplumsal cinsiyet eşitliği meşrui yetinin sorgulandığı ve feministlerin ahlaken sorunlu ya da“ülkesine yabancı” gruplar olarak temsil edildiği bir ortam yaratıyor. AKP, hem ahlakın hem de modernleşme nin“tek meşru koruyucusu” olduğunu iddia ede rek alternatif toplumsal cinsiyet söylemlerinin alanını daraltıyor. Kadınların siyasette, eğitimde ya da iş dünyasında görünürlüğü, ancak partinin belirlediği muhafazakar sınırları ihlal etmedikleri sürece mümkün. Bu kontrollü görünürlük parla mentodaki temsil oranında da açıkça görülebilir: AKP’nin mecliste 272 milletvekilinden 51’i kadın (%18,75) olmasına rağmen kadınlar sayısal ve siyasal açıdan hala marjinal konumda. 2023 kabinesindeki tek kadın bakan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş. 68 bakan yardımcısından ise sadece 5’i kadın. Türki ye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsili tarih sel bir düzey olan yüzde 20,1’e ulaşmış durumda. CHP%20,14, DEM Parti ise% 48,21 ile AKP’den yüksek temsil oranlarına sahip. Bu oranların yanı sıra AKP’li kadınların konumları büyük ölçüde partinin muhafazakar toplumsal cinsiyet çerçe vesine uyumlu rollerle sınırlı. AKP’li kadınların bu kontrollü görünürlüğü, İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası metinlerle güvence altına alın mış kurumsal mekanizmaların ve hukuki güven celerin aşındırılmasını perdeleyen sembolik bir kapsayıcılık işlevi görüyor. Bu kontrollü görünürlük, AKP içindeki öne çıkan kadınların nasıl sınırlı bir siyasi alanda hareket ettiğine bakıldığında açıkça görülüyor. Eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık ya da AKP Grup Başkanvekili Özlem Zen gin gibi üst düzey isimler bile, 6284 sayılı Kanun’u savunduklarında kendi partilerinden sert bir tepkiyle karşılaştı. Bu savunu, AKP’nin koalisyon ortağı Yeniden Refah Partisi’nin deği şiklik taleplerine rağmen yapılmıştı. Özlem Zen gin, yasa değişikliğine karşı çıktığı için örgütlü tehditler ve ağır sözlü saldırılar aldığını, bu süreçte kendini“yalnız ve yorgun” hissettiğini açıkça ifade etti 11 . Benzer şekilde, Derya Yanık’ın 6284’ün kadınların hakları açısından bir“kırmızı çizgi” olduğunu söylemesi de parti içindeki erkek milletvekillerinden tepki görmesine neden oldu; birlik ve bütünlüğe zarar vermekle suçlandı. Bu örnekler, AKP içinde en görünür ve güçlü pozis yonlarda yer alan kadınların bile ciddi baskılarla karşılaştığını, parti genelinde kadınların siyasal katılımını sınırlayan yapısal ve ideolojik engelle rin onları da kuşattığını açıkça gösteriyor.. Özetle, AKP’nin izlediği stratejiler toplum sal cinsiyet siyasetinden bir geri çekilme değil, daha ziyade bu alanı yeniden inşa etme çabası. Dini ahlak, milliyetçilik ve kontrollü modernleş meyi harmanlayan bir yaklaşımla yalnızca eşitsiz değil aynı zamanda feministlere karşı giderek daha düşmanca bir toplumsal cinsiyet rejimini kuruyor. AKP’nin Türkiye’deki LGBTİ+ politikası da bu muhafazakar ve aile merkezli çizgisiyle uyumlu. Cinsiyet ve cinsel yönelim çeşitliliğine hak temelli bir yaklaşım geliştirmek yerine, LGB Tİ+’ları ayrımcılık ve şiddetten korunması gere ken yurttaşlar olarak değil, kontrol edilmesi veya ortadan kaldırılması gereken bir“toplumsal teh dit” olarak kodlayan bir politika yürütülüyor. 11 Bianet(2023). AKP’li Özlem Zengin: Hedef haline getirildim. https://bianet.org/haber/akp-li-ozlem-zengin-hedef-haline-getirildim-275903 Kadınların kazanımı(mı?) 10 7 2023 seçim beyannamesinde LGBTİ+ ifadesinin hiç geçmemesi bilinçli bir görmezden gelmeye işaret ediyor. Buna karşın Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan mitinglerinde pek çok kez LGBTİ+’ları hedef aldı. Örneğin İzmir’de ki bir seçim konuşmasında“Bu milletin aile kurumu sağlamdır, Bu milletten LGBT’ci çıkmaz.” diyerek LGBTİ+ kimlikleri hem“geleneksel aile ye” hem de topluma yönelik bir tehdit olarak hedef gösterdi 12 . Bu tür söylemler yalnızca LGBTİ+’ları hedef haline getirmiyor aynı zamanda en genel de toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini zayıf latıyor. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararında da aynı strateji söz konusuy du: LGBTİ+ hakları milli değerleri ve toplumsal bütünlüğü tehdit eden bir unsur olarak sunuldu. LGBTİ+ görünürlüğünün bu biçimde“propagan da” ya da“eşcinselliği özendirme” şeklinde dam galanması LGBTİ+’ların korku içinde yaşamasına ve kimliklerini daha fazla gizlemeye yönelmesi ne yol açıyor. Ayrıca Türkiye’de devlet, 2015’ten bu yana İstanbul ve Ankara dahil birçok şehirde Onur Yürüyüşlerini ve benzeri etkinlikleri“kamu güvenliği” gerekçesiyle yasaklıyor. Fiiliyatta bu yasaklar, LGBTİ+’ların kamusal alanda varlığını susturan ve kriminalize eden bir mekanizmaya dönüşüyor. LGBTİ+ örgütleri ve aktivistler gide rek artan baskı, hukuki taciz ve damgalamayla karşı karşıya kalıyor ve bu da sivil toplumda yer alma imkanlarını ciddi biçimde sınırlıyor 13 . Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik sistematik ayrımcılık; istihdam, sağlık ve eğitim gibi temel alanlara erişimlerini de doğrudan etkiliyor. LGB Tİ+’ların haklarını koruyan kapsamlı bir hukuk düzeni olmadığı gibi, onlara yönelik nefret söyle mine karşı yasal koruma da bulunmuyor. Hukuki tanınmadan mahrum bırakılmaları ise kurumsal ihmal, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalma riskle rini artırıyor. Özetle AKP, LGBTİ+ meselesini yok saymakla yetinmeyip aktif şekilde düşmanca bir tutum benimsiyor. LGBTİ+ varoluşu toplumsal düzeni ve ulusal ahlakı tehdit eden bir unsur gibi sunarak hem ayrımcılığı normalleştiriyor hem de kamuoyu nezdinde düşmanlık üretiyor. AKP’nin LGBTİ+ ve cinsiyet eşitliği karşıtı hattı yalnızca devlet politikalarını belirlemekle kalmayıp muhalefet partilerinin stratejilerini de doğrudan etkiliyor. Özellikle merkez-sol ve sol partiler, AKP’nin gerici çizgisine karşı daha eşit likçi politikalar benimsemeye ve kampanyaların da toplumsal cinsiyetle ilgili vaatleri öne çıkar maya yöneliyor. Ancak bu yaklaşım tüm siyasal yelpazeye eşit biçimde yayılmış değil. 12 BBC Türkçe.(2023). Erdoğan: Bu milletin aile kurumu sağlamdır, bu milletten LGBT‘ci çıkmaz https://www.bbc.com/turkce/articles/cd1rylgypz2o 13 Teyit.(2023, May 5). 2023 Seçimlerinin Çelişkili Tartışması: Millet İttifakı ve Teyit LGBTI+’lar. https://teyit.org/dosya/2023-secimlerinin-celis kili-tartismasi-millet-ittifaki-ve-lgbtilar 8 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. Türkiye’de Kadınlar ve Sağ Popülist Partiler Tarihsel olarak toplumsal ve yapısal engeller nedeniyle kadınların siyasete katılımı oldukça sınırlı. Temsilde kısmi ilerlemeler olsa da özellik le karar alma pozisyonlarında toplumsal cinsiyet eşitsizliği devam ediyor. AKP’nin kadın örgütlen mesi olan Kadın Kolları ise partinin en aktif yapı lanmalarından biri olarak tabanda destek oluş turma ve bu desteği sürdürme açısından kritik bir rol oynuyor. Erdoğan’ın Kadın Kolları’nı“ülke nin her hanesine ulaşmamızı sağlayan örgütü müzün lokomotifi 14 ” olarak tanımlaması, bu yapının hem sembolik hem işlevsel önemini ortaya koyuyor. Kadın Kolları’nın ev ziyaretleri üzerinden yürüttüğü taban örgütlenmesi, özellik le düşük gelirli kesimlerle organik bağlar kurma larını sağlıyor. Erdoğan’ın partinin lokomotifi tanımlaması bu nedenle. Ancak bu merkezi konum, siyasetin karar verici alanlarında etkili olduklarına anlamına gelmiyor. Çünkü erkek siyasetçiler eşik bekçiliği yapıyor ve böylelikle parti siyaseti büyük ölçüde kadınlara kapalı kalı yor. Bu kadınlar, parti ideolijisinin kadınları anne ve bakım veren konumuna indirgeyen muhafa zakar toplumsal cinsiyet anlayışını sürdürüyorlar. Kadın Kolları, birçok kadın için hem evden çıkma hem de kamusal alanda bulunma fırsatını“meş ru” kıldığı için buna imkan veren Erdoğan onlar için kült bir lider figürü haline geliyor. 15 Parti hiyerarşisi açısından bakıldığında, AKP’de bazı kadınlar başkan yardımcılığı veya milletvekilliği gibi görünür pozisyonlara sahip olsa da etkileri çoğunlukla“hafif” politika alan larıyla yani aile, eğitim ve sosyal hizmetlerle sınırlı kalıyor. Bu da AKP’nin kadınları esasen anne ve bakım veren rollerinde konumlandıran ideolojik çerçevesiyle uyumlu. Parti içi dinamik ler, kadınların mobilizasyonunun tepeden inme bir stratejiyle yürütüldüğünü, kararların merkez de alındığını ve kadınların özellikle muhafazakar veya yoksul bölgelerde seçim dönemlerinde oy toplama aracı olarak görüldüğünü gösteriyor. AKP gibi sağ popülist partilerde kadınların görünür olması, dönüştürücü bir güç elde ettikle ri anlamına gelmiyor. Aksine, bu görünürlük çoğu zaman patriyarkal söylemleri yeniden üret me işlevi görüyor. Kadınlar sahada aktif, örgütle yici ve diğer kadınlar üzerinde etkili olsalar da politika yapım süreçlerine yön verme ya da erkek egemen parti yapısına itiraz etme güçleri son derece sınırlı. AKP’nin geniş kadın desteğinin ardında ise himayecilik, topluluk aidiyeti, ideolo jik yakınlık ve pratik beklentilerin bir arada işle diği bir denklem var 16 . Parti, birçok muhafazakar kadın için kimliklerinin temsil edildiği ve ahlaki örtüşme yaşadıkları bir alan sunuyor. Düşük eko nomik gruplara mensup kadınlar arasında AKP’nin popülerliği ise belediye hizmetleri ve sosyal yardım programlarıyla daha da pekişiyor. Özellikle kırsal ve muhafazakar bölgeler de kadınların önemli bir kısmının eğitim düzeyi nin artmasına ve kentleşmeye rağmen kadınlar halen AKP’yi destekliyor. Buna karşılık genç ve kentli kadınların partiye mesafesi giderek artıyor. Son seçim verileri, AKP’nin genel olarak yüksek 14  Daily Sabah,“Turkey’s AK Party reshuffles cadres with eye on future”, 23 February 2025, https://www.dailysabah.com/politics/turki yes-ak-party-reshuffles-cadres-with-eye-on-future/ 15 Süslü, D.,& Halifeoğlu, M.(2022). Quo Vadis: AKP’de Kadın Temsili ve Kadın Kolları[Women Representation and Women’s Branches in AKP]. Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi, 6(1), 232-262. Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2578314 16  Çavdar, G. Why Women Support Conservative Parties: The Case of Turkey, Political Science Quarterly, Volume 137, Issue 1, Spring 2022, Pages 43–72, https://doi.org/10.1002/polq.13279 Kadınların kazanımı(mı?) 10 9 bir kadın seçmen oranını korusa da, özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde genç kadın desteğinin azaldığını ortaya koyuyor. Bu kuşaksal ayrışma, Türkiye siyasetinde top lumsal cinsiyet alanının gelecekte ciddi biçimde değişebileceğinin bir işareti olabilir 17 . Hüda-Par ve Yeniden Refah gibi daha radikal muhafazakar veya İslamcı partilerde ise kadınların liderlik pozisyonlarında ya da kamu sal görünürlüğü olan rollerde bulunma olasılığı çok daha düşük. Bu partilerin ideolojik çerçevesi daha katı bir toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı çizgiye ve patriyarkal yapıya dayanıyor. HüdaPar’ın LGBTİ+’lara yönelik sistematik saldırıları ve İstanbul Sözleşmesi karşıtı lobi faaliyetleri bunun açık bir göstergesi. Bu partiler kadınları tabanda harekete geçirse bile onları bağımsız siyasal aktörler olarak değil, cinsiyet ayrımcılığı ve erkek egemenliği etrafında şekillenen bir siya sal kimliğin parçası olarak konumlandırıyor. Türkiye’de sağ popülist partilerde kadınlar aktif biçimde yer alsalar da bu katılımın siyasal özneliğe dönüşümü parti ideolojileri ve hiyerar şik yapılar tarafından sınırlandırılıyor. Bu parti lerde kadınların varlığı eşitlikçi ya da kadın yanlı sı bir dönüşüm arzusundan ziyade maddi ihti yaçlar, toplumsal baskılar ve kişisel inanç sis temlerinin birleşiminden besleniyor. Yine de kadın seçmenler arasındaki kuşaksal ayrışmanın derinleşmesi, önümüzdeki dönemde siyasal değişim için yeni imkanlar yaratabilir. Kadınların AKP’ye verdiği desteği ideolojik yakınlıktan çok hayatta kalma stratejileri ve pra tik gerekçelerle ilişkilendirerek açıklayan görüşler mevcut. Özellikle muhafazakar ya da düşük gelirli kadınlar için AKP, politik pasiflik ya da manipülasyonun sonucu olarak değil, belirsizlik dönemlerinde süreklilik, sosyal destek ve maddi güvence sağlayan bir yapı olarak anlam kazanı yor. AKP Kadın Kolları’nın stratejik biçimde büyümesi, partinin kadınları seferber etme başa rısının temel unsurlarından biri. Seçmene ulaş ma, taban örgütlenmesi ve hanelerle sürekli temas kurma açısından kritik bir işlev gören bu yapılar, kadınları yalnızca sembolik olarak değil, ahlaki değerler, dini aidiyet ve sosyal destek ağları üzerinden partinin örgütsel yapısına aktif biçimde dahil etmekte. Özellikle ekonomik ya da toplumsal olarak kırılgan konumdaki birçok kadın için partiye destek vermek ya da parti faa liyetlerine katılmak, görünürlük kazanmanın, sosyal sermaye üretmenin ve kimi durumlarda geçim imkanı yaratmanın bir yolu haline geliyor. Kadınların AKP’ye desteği, parti yapısı içinde onaylanan ve ödüllendirilen muhafazakar toplumsal cinsiyet normlarının bir yansıması ola rak da okunabilir. AKP’nin ideolojik çerçevesiyle uyumlu biçimde kadınlar çoğunlukla annelik, aile merkezli politikalar ve topluluk hizmeti gibi rollerde seferber ediliyor. Ancak bu uyumu pasif bir kabulleniş olarak yorumlamak doğru olmaz. Birçok kadın bu roller içinde kendi dayanışma, direniş ve etki alanlarını müzakere ederek kuru yor. Kadınların AKP’ye desteği çatışmasız da değil. Özellikle genç, kentli ve daha eğitimli kadınlar arasında, partinin toplumsal cinsiyet eşitliğine dair tutumu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve artan kurumsal şiddet karşısın da memnuniyetsizlik belirginleşiyor. Bu kırılma lar, kadınların AKP’ye verdiği desteğin homojen olmadığını ve bir zamanlar istikrar güvencesi olarak görülen partinin değişen siyasal koşullar la birlikte artık aynı şekilde algılanmadığını gös teriyor. Sonuç olarak, kadınların AKP’ye yönelişini yalnızca ideolojik uyumla açıklamak mümkün değil. Patriyarkal ama maddi olarak“karşılık veren” bir parti yapısında bu yönelimi, siyasal fır satların, stratejik hareket alanlarının ve sosyo­ ekonomik ihtiyaçların iç içe geçtiği karmaşık bir süreç olarak okumak. 17 Metropoll Araştırma,“Türkiye’de Seçmen Yapısı,” 2025 https://www.metropoll.com.tr/upload/content/files/1921-turkiye%E2%80%99de-sec men-yapisi.pdf 10 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. 2023 Seçimlerinde Muhalefetin Sınırlı Toplumsal Cinsiyet Siyaseti 2023 seçimlerinde ana muhalefet partisi CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde görece daha ilerici bir toplumsal cinsiyet eşitliği programı benimsedi. Kılıçdaroğlu 18 , Kadın ve Aile Bakanlı ğı kurulacağını, kamuda toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin uygulanacağını ve Türki ye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne geri döneceğini vaat etti. Siyasal temsilde ve iş yaşamında eşitli ği güçlendirmeye dönük yasal düzenleme sözle riyle birlikte parti programında, şiddete maruz kalan kadınlar için önleyici ve koruyucu meka nizmaların önemini özellikle vurguladı. 2023 seçimlerine HDP(bugünkü DEM Par ti), Yeşil Sol Parti çatısı altında girdi ve o dönem de toplumsal cinsiyet eşitliği açısından en kap samlı programlardan birini sundu 19 . Yapısal mekanizmalarla, toplumsal cinsiyet eşitliğini temel bir ilke olarak benimsemekte. Parti ayrıca kadınlara özel bir seçim bildirgesi yayımlayarak kapsayıcı eğitim politikaları, kadınların ekono mik özerkliğinin desteklenmesi ve erkek şidde tiyle mücadele gibi başlıkları öne çıkardı. Fakat parti programında güçlü bir LGBTİ+ hakları poli tikası yer almadı. Türkiye İşçi Partisi(TİP) seçim programın da da eşitlikçi bir perspektifle kadınların siyasal ve ekonomik yaşama katılımını, patriyarkal sis temlerle mücadeleyi ve kadın ile çocuk hakları nın korunmasını temel başlıklar olarak öne çıkar dı 20 . LGBTİ+’lar özelinde ise ayrımcılığı kabul edip eşit hakları savunan fakat bu konuda somut ve kapsamlı politika önerileri getirmekten ziyade genel bir çerçevede ele alan bir program söz konusu. Öte yandan 2023 seçimlerinde Hüda-Par ve Yeniden Refah Partisi gibi iki İslamcı ve aşırı sağ parti, genişleyen sağ blok içinde önemli aktörlere dönüştü. Yeniden Refah Partisi, YSK’ya sunulan son dakika protokolüyle Cumhur İttifa kı’na katıldı. Hüda-Par ise Erdoğan’ı desteklediği ni ilan ederek milletvekili adaylarını AKP listele rinden gösterdi 21 . Kürt-İslamcı Hüda-Par, toplumsal cinsiyet karşıtı aşırı ideolojileri istikrarlı bir şekilde savu nuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini reddederek, kökleri dini ve gelenekçi değerlere dayanan“top lumsal cinsiyet adaleti” kavramını öne çıkarıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi aktif biçim de destekleyen Hüda-Par, kamusal söylemde LGBTİ+’ları“toplumsal düzeni ve aileyi tehdit eden unsurlar” olarak hedef alıyor. Parti progra mı da“geleneksel cinsiyet rollerinin” ve“doğal ailenin” korunmasına yapılan açık vurgularla bu çizgiyi pekiştiriyor 22 . Benzer biçimde Yeniden Refah Partisi de toplumsal cinsiyet ve LGBTİ+ karşıtı söylemleri sistematik olarak yeniden üretiyor. LGBTİ+ var­ oluşunu“anormal ve ahlaksız” ilan ediyor, İstan bul Sözleşmesi’ne karşı çıkıyor ve toplumsal cin siyet eşitliğini“Batı’nın dayatması” olarak tanım 18 EŞİK.(2023). Kılıçdaroğlu vs Erdoğan: Kadınlar İçin Seçim Vaatleri. https://esitlikadaletkadin.org/kilicdaroglu-vs-erdogan-kadinlar-icin-se cim-vaatleri/ 19  DEM Parti.(2023). Kadın Seçim Bildirgesi. https://www.demparti.org.tr/Images/UserFiles/Documents/Editor/Materyaller/2024-kadin-se cim-bildirgesi-tr.pdf 20 TİP.(2023). Seçim Bildirisi: Halkın Kırmızı Çizgileri. https://tip.org.tr/tip-secim-bildirisi-halkin-kirmizi-cizgileri/ 21 BBC Türkçe(2023). Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı’na katıldı, HÜDA PAR adayları seçime AKP listelerinden girecek. https://www.bbc. com/turkce/articles/cmjzylvjk5vo 22 Hüda-Par.(2023). 2023 Seçim Vizyon Belgesi. https://hudapar.org/yayin-detay/4660qva3tcdtj0vvbjr5ac2n5t-2023Se%C3%A7imVizyonBel gesi Kadınların kazanımı(mı?) 10 11 lıyor. Parti bildirgesi, LGBTİ+ haklarını dini ve ailevi değerlere yönelik bir saldırı olarak sunan korku siyasetine dayalı bir retorikle yazılmıştır. Bu iki partinin tutumu, AKP’yi görece“ılımlı” göstermenin ötesinde, toplumsal cinsiyet ve cin sellik tartışmalarının genel olarak daha da radi kalleştirme pozisyonunu yüklendi 23 . Bu nedenle 2023 seçimleri, Türkiye’de muhalefet partilerinin ideolojik farklılıklarına rağmen AKP’nin gerici toplumsal cinsiyet politikalarına karşı konumlan dığı oldukça parçalı bir siyasal ortamı görünür kıldı. Öte yandan Hüda-Par ve Yeniden Refah gibi İslamcı ve aşırı muhafazakar partiler, yalnız ca söylemi belirlemekle kalmadı, nefret içeren toplumsal cinsiyet karşıtı dilin siyasal ana akım tarafından daha fazla benimsenmesine de zemin hazırladı. AKP’nin kadın haklarına yönelik sürekli saldırıları, kadınların lehine politika talep etme nin bile hükümete muhalefet olarak algılandığı bir siyasal atmosfer yarattı. Bu durum muhalefe ti daha ilerici bir çizgiye iterken kadın haklarına yönelik baskı ve toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı söylemin yaygınlaşması, muhalefetin bu ilerici yaklaşımını çoğu zaman“ılımlı” bir seviyede tutuyor. LGBTİ+ politikalarının neredeyse tama men muğlak ya da suskun bırakılması, bu ılımlı çizginin, hatta ilerici kanat içindeki bir tür muha fazakarlığın, en görünür örneği. İktidarın LGBTİ+ karşıtı nefret söylemi, muhalefetin bu konuda ses çıkarmasını da fiilen engelliyor. 23 Yeniden Refah Partisi.(2023). 2023 Genel Seçimleri Beyannamemiz. https://yenidenrefahpartisi.org.tr/page/2023-genel-secimleri-beyanna memiz/2501 12 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. Feminist ve diğer sosyal hareketlerin tepkisi: İstanbul Sözleşmesi örneği Türkiye’de feminist hareket, 2000’lerin başından beri AKP’nin giderek belirginleşen muhafazakar, dini referanslı ve toplumsal cinsiyet eşitliği karşı tı çizgisinin farkındaydı. Kadın örgütleri, Erdoğan iktidara geldiğinden bu yana“eşitlik” söylemin den“tamamlayıcılık” söylemine geçişi sürekli eleştirerek hükümetin toplumsal cinsiyet eşitliği ni reddeden tutumunu açık biçimde teşhir etti. Feministler patriyarkal normları tahkim eden yasa, politika ve söylemlere karşı örgütlenerek güçlü bir karşı-anlatı oluşturdu, yerleştirdi. Femi nist hareketin yarattığı güçlü muhalefetin farkın da olan Erdoğan ise zaman zaman kadın hareke tini doğrudan hedef alarak itibarsızlaştırmaya, “milli değerlere aykırı” ya da“yabancı etkisi altında” göstererek kriminalize etmeye çalıştı. Bunun karşısında feminist mücadele güç lenmeye devam etti. Özellikle genç kadınlar ve LGBTİ+ örgütlenmesiyle kurulan geniş tabanlı, kesişimsel örgütlenme, Erdoğan’ın diğer muhale fet aktörlerini bölmekte başarıyla kullandığı ayrıştırıcı söyleme karşı dayanıklılığını defalarca gösterdi. 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekil me kararı, bu gerilimin en görünür anlarından biriydi. Feminist örgütler kararı, kadınların şid detten uzak yaşama hakkına yönelik bir saldırı olarak görüp onlarca şehirde geniş katılımlı eylemler örgütledi. Bu eylemler tekil değildi; geniş toplumsal muhalefet ağlarıyla kurulan ortaklıklar, sürekli kamusal görünürlük ve dijital kampanyalar ile sembolik eylemler gibi yaratıcı direniş pratikleriyle karakterize oldu. Bu süreçte HDP ve CHP gibi ana akım muhalefet partileri de İstanbul Sözleşmesi’ni açıkça savunarak çekilme kararını kınadılar, feminist hareketin bu itirazda yalnız olmadığını gösterdiler. Her iki parti de tek taraflı Cumhur başkanı kararının geri alınmasını talep etti ve iktidara geldiklerinde Sözleşme’yi yeniden yürür lüğe sokacaklarını açıkladı. Bu tutumlar, feminist hareketin siyasal alandaki anlatısını güçlendir mesinin yanı sıra sözleşme için geniş bir toplum sal desteğin varlığını gösterdi. Fakat otoriter bir rejim olarak sürdüren AKP muhalefetle müzake re etmektense kendi gündemini dayatarak top lumsal taleplere kayıtsız kaldı. İstanbul Sözleş mesi etrafındaki mücadele, kadın haklarının Tür kiye’de nasıl güçlü bir mobilizasyon yaratabildi ğini ve siyasi partileri feminist talepler karşısında pozisyon almaya zorladığını gösteren önemli bir örnek oluşturdu. Fakat bu çaba sözleşmeden çekilmeye engel olamadı ve sözleşmeyi destekle yen muhalefet partileri bile bu ilkeleri kendi parti içi gündemlerine ve siyasal pratiklerine kalıcı biçimde yerleştirmekte yetersiz kaldı. Bu da kadınların siyasal aktörlüğünün bu partilerde bile sınırlı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Kadınların kazanımı(mı?) 10 13 Sonuç Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2025’i“Aile Yılı” ilan etmesi ve AKP’nin eylem planı, her ne kadar aileyi güçlendirme çabası olarak sunulsa da, özünde toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden bir duruşa tekabül ediyor ve LGBTİ+’lara yönelik açık bir hedef gösterme niteliği taşıyor. İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz, kemer sıkma poli tikaları, yüksek enflasyon ve geçim düzeyinin altında kalan asgari ücret koşullarında ailelerin zorlandığı açık. Ancak AKP bu sorunlara ekono mik ya da sosyal çözümler üretmek yerine aile deki“çözülmenin” müsebbibi olarak“sapkın ide olojiler” olarak işaret ettiği kesimleri gösteriyor. Bu bağlamda“aile”, soyut bir düşmanı günah keçisi ilan ederek muhafazakar güçleri bir arada tutan ideolojik bir tutkal işlevi görüyor. Nefretin yönü böylelikle LGBTİ+’lara çevriliyor. Bu söylem geleneksel cinsiyet rollerini korumayı ve bakım emeğini kadınların üzerine yıkmayı hedeflemesi ne rağmen sanki kadınların toplumdaki konu muyla ilgisizmiş gibi davranarak bu politikaların toplumsal cinsiyet boyutunu görünmez kılıyor. Türkiye’de feminist hareket, sağ popüliz me karşı kalıcı ve tabandan gelen bir direniş hat tı örerek muhalefet partilerinin zaman zaman yararlandığı bir mücadele repertuvarı oluşturdu. Bu repertuvarda kadına yönelik şiddet gibi somut meseleler etrafında geniş koalisyonlar kurmak, deneyim ve tanıklıkları öne çıkararak politika tartışmalarını somut bir zemine oturt mak, uluslararası sözleşmeleri ve hak söylemini siyasal baskı aracı olarak kullanmak ve gerekti ğinde siyasal aktörlerle temas kurarken bağım sız, partiler üstü feminist bir dili korumak öne çıkan stratejiler arasında. Erdoğan feminist hareketi geçmişte doğ rudan hedef almış olsa da, hareketi itibarsızlaş tırma girişimlerinde büyük ölçüde başarısız oldu. Çünkü feminist talepler Türkiye’deki kadınların büyük kısmı için meşru ve hayatlarıyla doğrudan ilişkili talepler. Feminist hareketin kapsayıcı, bir leştirici dili bu direncin en önemli kaynakların dan biri. Bununla birlikte, siyasal alanda“aile” vurgusunun giderek güçlenmesi ve bu konu etra fında yaratılan yapay aciliyet, feminist talepleri gölgeleyen söylemsel bir stratejiye dönüşüyor. Feministler toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı politikalar ile“güçlü aile” söylemi arasındaki bağlantıyı sürekli görünür kılsalar da iktidar bu ikiliği tartışmayı saptırmak için kullanıyor. Özel likle muhalefet partileri, bu söyleme karşı etkin bir karşı-strateji geliştirmekte zorlanıyor. Bu söy lemi kırmanın yolu ise aileci politikaların yarattı ğı sorunları gerçek eşitsizlikler ve yaşam koşulla rı üzerinden somut sosyal politika önerilerine dönüştürmekten geçiyor. AKP’nin“aile” vurgusunu bu kadar güçlen dirmesinin bir diğer nedeni de genç kuşakların değişen beklentileri. KONDA’nın 24 gençlik araştır masına göre gençlerde evlilik yaşı yükseliyor ve daha fazla genç kendini“muhafazakar” yerine “modern” olarak tanımlıyor.“Bir kadın çalışmak için kocasından izin almalıdır” diyenlerin oranı son on yılda yüzde 57’den yüzde 22’ye düşerken, “çocuğum farklı bir cinsel yönelime sahip olabi lir” diyenlerin oranı ise yüzde 11’den yüzde 21’e yükselmiş durumda. Geleneksel olarak düşük gelirli gruplar etrafında örgütlenen ve taban mobilizasyonunda kadınları merkezde konumlandıran AKP, ekono 24  KONDA Araştırma(2025). Türkiye’de 100 Genç Olsaydı[Veri görselleştirme raporu]. https://interaktif.konda.com.tr/rapor/turkiyede-100genc-olsaydi/78 14 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. mik krizin yarattığı sorunlarla baş etmek için “aileyi koruma” söylemine yaslanıyor. Ancak bu söylemin ne kadar etkili olacağı belirsiz. Bu dil, kuşkusuz AKP’li kadın seçmenlerde halen karşı lık bulabilir ve en azından sembolik düzeyde Erdoğan’a olan sadakati pekiştirebilir. Öte yan dan genç kuşaklarda tablonun farklı seyretmesi ise oldukça muhtemel. Sonuçta asıl ayrım, muhalefetin neoliberal politikaların yarattığı top lumsal tahribata gerçekçi yanıtlar üretme ve kadınların özneliğini ve siyasal katılımını somut biçimde güçlendirme kapasitesine bağlı olacak. Kadınların kazanımı(mı?) 10 15 16 Friedrich-Ebert-Stiftung e.V. Yazar Selime Büyükgöze İstanbul Topkapı Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü’nde Yardımcı Doçent olarak görev yapmaktadır. 2011 yılından bu yana Mor Çatı’da gönüllü olarak çalışmakta ve erkek şiddetine karşı politika geliştirme süreç lerinde yer almaktadır, ayrıca çeşitli ulusal ve uluslararası raporlama süreçlerinin, iletişim kam panyalarının ve yayın çalışmalarının koordinas yonunu yürütmektedir. Feminist hareketin aktif bir katılımcısı olup aynı zamanda Çatlak Zemin ekibi ve Aralık Feminist Kolektifi üyesidir. Triumph der Frauen? Das weibliche Antlitz des Rechtspopulismus und-extremismus in ausgewählten Ländern araştırma serisini internette şu adreste bulabilirsiniz: ↗ https://www.fes.de/themenportal-gender-jugend/gender/triumph-der-frauen-ii Şimdiye kadar yayınlananlar: › 01 Antifeminismus in Deutschland in Zeiten der Corona-Pandemie(2020) › 02 Fallstudie Vereinigtes Königreich und der Brexit(2020) › 03 Fallstudie Vereinigte Staaten von Amerika(2020) › 04 Fallstudie Österreich(2020) › 05 Synopse der sechs Länderstudien in Band I„Triumph der Frauen?“(2021) › 06 Fallstudie Italien(2021) › 07 Fallstudie Brasilien(2021) › 0 8 Rechtsextreme Spitzenpolitikerinnen in Italien, Frankreich und Deutschland(2025) › 0 9 Zum„Schutz“ der Nation? Frauen, Genderpolitik und Mobilisierung in der Partei„Einiges Russland“ (2026) › 1 0 Wandel der Geschlechterordnung: AKP, Rechtspopulismus und politische Teilhabe von Frauen in der Türkei (2026) Triumph der Frauen? The Female Face of the Far Right in Europe(2018) başlıklı derleme kitabı Almanca ve İngilizce olarak şu internet adresinde bulabilirsiniz: ↗ https://www.fes.de/lnk/3yh Kadınların kazanımı(mı?) 10 Selime Büyükgöze’nin çalışması, Türkiye’de toplumsal cinsiyet rejiminin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) tarafından nasıl dönüştürüldüğünü ortaya koymak tadır: Başlangıçtaki eşitlik politikalarına yönelik reform vaatlerinden,“aile”yi ahlaki merkez ve siyasal ölçüt olarak konumlandıran dini-muhafazakar bir düzene doğru kayma söz konusudur. Bu çerçevede kadın politikası sistematik biçimde koruma ve bakım odaklı bir gündem olarak sunulmaktadır. Ancak bu yaklaşım çoğu zaman top lumsal rollerin yeniden gelenekselleştirilmesi ve kadın haklarının geri plana itilmesiyle birlikte ilerlemektedir. Anti-gender ve anti-LGBTIQ söylemleri ise toplumsal kutuplaş mayı derinleştirmek ve eleştiriyi gayrimeşru göstermek için bir tür bağlayıcı araç işlevi görmektedir. Çalışmada ayrıca bu politikaların muhalefet partileri tarafından nasıl karşılandığı ve hangi alternatif yaklaşımların geliştirildiği de tartışılmaktadır. Bununla birlikte araştırma şu noktayı da açık biçimde ortaya koymaktadır: Devlet söy leminin daraldığı yerlerde bile feminist mobilizasyon, protesto hareket leri ve sivil toplum ağları önemli bir karşı güç olmaya devam et mektedir—görünür, mücadeleci ve dirençli bir biçimde. 2018 yılından bu yana, FES’in“Triumph der Frauen?” serisi, kadınların sağcı hareketlerin yükselişini nasıl şekillendirdiğini – hem seçmen hem de aktör olarak – inceliyor. Ülkeye özgü vaka çalışmaları, kadınları siyasi olarak bağlayan unsurları analiz ediyor. Odak noktası, sağ partilerin cinsiyet politikası stratejileri, hükümette veya muhalefetteki konumları, antifeminist ideolojiler ve kadın liderlerin etkisidir. Konuyla ilgili daha fazla bilgiyi burada bulabilirsiniz: ↗ fes.de