Internationale Politikanalyse International Policy Analysis Internationale Politikanalyse Bettina Luise Rürup Türkiye’nin Uzun AB Yolu 1 Türkiye karar y ı l ı(“make it or break it”) olarak tan ı mlayabilece ğ imiz 2009 y ı l ı nda gerek d ı ş politika gerekse iç politika alan ı nda ciddi zorluklarla kar ş ı kar ş ı ya bulunuyor. Avrupa Birli ğ i’ne kat ı l ı m perspektifi reform süreci için önemli bir toplumsal referans olu ş turmaya devam ediyor. Baz ı AB-ülkelerinin Türkiye’nin tam üyeli ğ i kar ş ı s ı ndaki reddedici tutumlar ı n ı n ülkede tam üyelik olanaklar ı na ili ş kin dü ş k ı r ı kl ı ğ ı yaratt ı ğ ı söylenebilir. Reform sürecinden dönü ş Avrupa perspektifi aç ı s ı ndan ciddi riskler do ğ urabilecektir. Türkiye Avrupa’n ı n alt ı nc ı büyük ulusal ekonomisini olu ş turuyor. Ülke son y ı llarda dinamik bir ekonomik de ğ i ş im süreci geçirerek modern bir ulusal ekonomi haline geldi. D ı ş ticaret ili ş kileri yo ğ unla ş t ı ve çe ş itlilik kazand ı. Uluslararas ı kriz odaklar ı n ı n büyük bölümü Türkiye’ye kom ş u bölgelerde yer al ı yor. Bu nedenle Türkiye bölgede arabulucu güç olarak özel bir öneme sahip bulunuyor. Ülke iddial ı d ı ş politikas ı yla da ço ğ u kez ince bir çizgi üzerinde hareket ediyor. Türkiye geçti ğ imiz y ı llarda –net bir AB üyelik perspektifi ba ğ lam ı nda da – ciddi bir de ğ i ş im süreci ya ş ad ı. Özetle ülke daha müreffeh, daha modern, daha aç ı k ve demokratik hale geldi. Basmakal ı p fikirler ve önyarg ı lar ço ğ u kez gerçek dinamiklerin ve dönü ş üm süreçlerinin gözden kaç ı r ı lmas ı na neden oluyor. Bu aç ı dan Türkiye’deki uzun vadeli e ğ ilimlerin ve geli ş melerin yak ı ndan incelenmesi daha da önem kazan ı yor. Eylül 2009(Almanca)/ Ekim 2009(Türkçe) 1 Metnin orjinali Almanca olarak yaz ı lm ı ş ,sonradan Türkçe’ye çevrilmi ş tir. 2 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi 1 Giri ş..............................................................................................................................................3 2 Güncel Durum.............................................................................................................................3 3 Hukuk Devletine Yönelik Geli ş meler ve Demokratikle ş me Süreci..........................................4 4 Ekonomik Geli ş me ve Sosyal Transformasyon.......................................................................10 5 D ı ş Politika- İ lkeler, Ba ş ar ı lar ve Sorunlar..............................................................................13 6 Sonuç.........................................................................................................................................17 Internationale Politikanalyse 3 1 Giri ş Türkiye’deki geli ş meler ve tart ı ş malar ilk bak ı ş ta ço ğ u kez“bat ı modernizmi” ve“do ğ u gelenekselli ğ i” aras ı nda s ı k ı ş m ı ş gibi görünüyor. Ancak bu basit dikotomi Türkiye’deki toplumsal de ğ i ş imlerin –AB üyelik süreci ba ğ lam ı nda da incelenmesi ve analiz edilmesi için yeterli olmad ı ğ ı gibi, bak ı ş aç ı s ı n ı da belirgin ş ekilde daralt ı yor. Toplumsal ko ş ullar ı n dinami ğ ini ve de ğ i ş imini, ayn ı zamanda da bu ko ş ullar ı n karma ş ı kl ı ğ ı n ı tüm paralellikleri ve çeli ş kileri dikkate alarak kavrayabilmek için öncelikle dü ş ünme al ı ş kanl ı klar ı n ı n incelenmesi ve(do ğ u-bat ı, ça ğ da ş gelenekçi, sa ğ-sol, ilerici-tutucu gibi) farkl ı kategorilerin ele ş tirel aç ı dan irdelenmesi ve gerekirse de göz ard ı edilmesi yerinde olacakt ı r. Gerek d ı ş ülkelerde gerekse Türkiye’de toplumsal durumun ve siyasi geli ş melerin de ğ erlendirilmesinde ço ğ u kez basmakal ı p fikirlerin ve önyarg ı lar ı n belirleyici oldu ğ u görülüyor. Türkiye’deki tart ı ş malarda da ço ğ u kez ideolojik-kültürel basmakal ı p dü ş üncelerin hakim oldu ğ u ve tart ı ş malar ı n bilinçli olarak birkaç hassas konu üzerinde yo ğ unla ş t ı r ı ld ı ğ ı dikkat çekiyor. Siyasi tart ı ş malarda anla ş mazl ı klar ı n nirengi noktas ı n ı Türk laikli ğ i ve milliyetçilik olu ş turuyor ve bunlar ço ğ u kez “vurucu sözler” olarak kullan ı l ı yorlar. Kamuoyundaki tart ı ş malar ı n“önceden yap ı land ı r ı lm ı ş” olmas ı nedeniyle ekonomik kalk ı nma, sosyal denge, hukuk devletine yönelik geli ş meler ve demokratik kat ı l ı m gibi konular genelde geri planda kal ı yor. D ı ş ülkelerde, özellikle de Almanya’da, Türkiye’ye yönelik de ğ erlendirmeler ço ğ u kez Türklerle göç ve entegrasyon alanlar ı nda edinilmi ş olan deneyimleri yans ı t ı yor. Entegrasyon sürecinin de ğ erlendirilmesi ve İ slama ili ş kin yorumlar(ki bunlar ı n 11 Eylül 2001 sonras ı nda giderek olumsuzla ş t ı ğ ı söylenebilir) ve Türk“misafir i ş çileriyle” edinilmi ş ki ş isel deneyimler Türkiye’ye ili ş kin görü ş lerin temelini olu ş turuyor. Baz ı çevrelerin bak ı ş aç ı s ı ise –AB’nin geni ş leme yorgunlu ğ unun etkisiyle – sadece AB üyeli ğ i ile k ı s ı tl ı kalarak, tart ı ş may ı Avrupa standartlar ı na uyum veya bu standartlardan uzakla ş ma sorununa indirgiyor. Bu konumda ikili i ş birli ğ i, kültür, ekonomi ve d ı ş politika alanlar ı ndaki ortak ç ı karlar ve mevcut potansiyel sadece ikinci derecede önem ta ş ı yor. Her iki durumda da, gerek yurtiçinde gerekse d ı ş ülkelerde Türkiye’deki geli ş melere, reel toplumsal ko ş ullara, ya ş anan dinamizm ve dönü ş üm sürecine yönelik bak ı ş –k ı smen bilinçli k ı smen de bilinçsiz olarak – engellenmi ş oluyor. Bir taraftan karma ş ı kl ı klar ı n(Türkiye’de), di ğ er taraftan ise farkl ı l ı klar ı n(yurtd ı ş ı nda) vurgulanmas ı yla Türkiye – sadece uzmanlar ı n üstesinden gelebilece ğ i – zor anla ş ı l ı r bir“özel durum” haline getiriliyor. Bak ı ş aç ı s ı n ı n geni ş letilerek, önyarg ı lar ı n ve basmakal ı p fikirlerin a ş ı lmas ı ve daha ele ş tirel bir empati olu ş turulmas ı her iki taraf ı n da menfaatine olacakt ı r. 2 Güncel Durum Türkiye halen gerek iç politika gerekse d ı ş politika alanlar ı nda –yine- büyük beklentiler ve sorunlarla kar ş ı kar ş ı ya bulunuyor. 2009 y ı l ı AB-kat ı l ı m süreci aç ı s ı ndan karar y ı l ı(“make it or break it”) olarak kabul ediliyor. Ankara hükümetinin 2006 y ı l ı n ı n sonbahar ı nda AB-üyesi K ı br ı s’ ı Gümrük Birli ğ i’ne dahil etmeme yönünde alm ı ş oldu ğ u karar, aral ı k ay ı nda tekrar gündeme gelecek. Ancak bundan önce 2009 y ı l ı n ı n kas ı m ay ı nda AB Komisyonu Türkiye’ye ili ş kin İ lerleme Raporu’nu aç ı klayacak. Söz konusu raporun yap ı lmas ı gereken reformlara ili ş kin ele ş tirel bir inceleme niteli ğ i ta ş ı mas ı bekleniyor. Söz konusu tarihler önümüzdeki aylar için ciddi bir bask ı unsuru, bir“ ş imdi ya da asla” hissi yarat ı yor. 2009 “karar y ı l ı nda” gerek Türkiye’de, gerekse AB içinde Türkiye’nin demokratikle ş me, modernizasyon ve Avrupal ı la ş ma hedefine yönelik yeni reformlar gerçekle ş tirmesi bekleniyor. Türkiye’nin AB ili ş kileri için devlet bakan ı düzeyinde bir Ba ş müzakereci tayin etmi ş olmas ı ve ba ş bakan ı n(2005 y ı l ı ndan beri ilk kez) Brüksel’de yapm ı ş oldu ğ u görü ş meler 2009 y ı l ı ba ş ı nda yeniden AB-üyeli ğ ine odaklan ı ld ı ğ ı yönünde ümit olu ş turdu. 29 Mart tarihinde ülke genelinde yap ı lan yerel seçimler Türkiye’deki siyasi ya ş am ı birkaç ay süreyle felç etti. Nisan ay ı nda ise ekonomiyi güçlendirmeye yönelik önlemler ve planlanan reform projelerinin h ı zla ba ş lat ı lmas ı na yönelik giri ş imler dolay ı s ı yla ciddi bir zaman bask ı s ı olu ş tu. Ancak yerel seçimler sonras ı nda verilen ilk sinyaller hükümetin reform giri ş imleri aç ı s ı ndan belirsizlikler içeriyordu: 1 May ı s’ ı n“ İş çi ve Dayan ı ş ma Günü” olarak ilan edilmesiyle sendikalar ı n y ı llardan beri süregelen talebi yerine getirilerek ilerici bir i ş aret verildi. Ancak ILO’ nun (International Labour Organisation) haziran ay ı ndaki y ı ll ı k toplant ı s ı ndan önce may ı s ay ı nda yap ı lmas ı öngörülen Sendikalar Yasas ı de ğ i ş ikli ğ i, yasa de ğ i ş iklik tasla ğ ı n ı n haz ı rlanm ı ş olmas ı na ra ğ men – ekonomik kriz ve sosyal taraflar aras ı nda fikir birli ğ i sa ğ lanamam ı ş olmas ı gerekçe gösterilerek – gerçekle ş medi. May ı s ay ı ba ş ı nda yap ı lan kapsaml ı 4 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi kabine de ğ i ş ikli ğ inden de(dokuz yeni bakan ı n atanmas ı) çeli ş kili sinyaller geldi: Bir taraftan d ı ş politika ve ekonomi politikas ı alanlar ı ndaki stratejik aç ı dan önemli görevler- uzmanl ı k özellikleri dikkate al ı narak- deneyimli ve sayg ı n bakanlarla güçlendirilirken, di ğ er taraftan yeni kabine olu ş umunda siyasi ve ideolojik aç ı dan dincimuhafazakar yöne do ğ ru bir de ğ i ş imin gerçekle ş tirildi ğ i görüldü. Bu nedenle –laiklik tart ı ş malar ı ve asker-sivil ili ş kileri, ama ayn ı zamanda da sosyal ve ekonomik sorunlar gibi – toplumsal politikaya ili ş kin konulara yasama döneminin ikinci yar ı s ı nda Erdo ğ an hükümeti taraf ı ndan ne ş ekilde yakla ş ı laca ğ ı pek anla ş ı lamad ı. En önemli toplumsal sorunlardan biri olan“Kürt Sorunu” konusunda PKK‘n ı n 15. kurulu ş y ı ldönümü olan A ğ ustos 2009’ da belirgin ilerlemeler kaydedildi. Hükümet halen toplumun de ğ i ş ik kesimleriyle temaslarda bulunuyor ve y ı l sonunda geni ş kapsaml ı reformlar gerçekle ş tirilece ğ i belirtiliyor. Medya ve kamuoyu ise bu süreci k ı smen ele ş tiriyle(ordu ve muhalefet partileri), k ı smen de ço ş kuyla(ekonomi dünyas ı ve baz ı sivil gruplar) izliyor. Büyük bir olas ı l ı kla önümüzdeki aylarda ekonomik geli ş me, istikrar ve Türkiye’nin AByönelimi konular ı nda belirleyici ad ı mlar at ı lacak. Geli ş melerin karma ş ı k ve çeli ş kili olmas ı(Almanya ve Avrupa aç ı s ı ndan) nedeniyle uzun vadeli e ğ ilimlerin ve geli ş melerin daha yak ı ndan incelenmesi ve kavranmas ı gerekiyor. A ş a ğ ı da ilk olarak iç politika alan ı ndaki geli ş meler demokratikle ş me perspektifinden ele al ı nacak ve reform sürecine ili ş kin güncel toplumsal tart ı ş ma konular ı k ı saca aç ı klanmaya çal ı ş ı lacak. Daha sonra Türkiye’de toplumsal kutupla ş man ı n temelini olu ş turan toplumsal dönü ş üm sürecinin ve ekonomik dinamizmin en önemli unsurlar ı ele al ı nacak. Son bölümde ise özellikle Türk-Alman ili ş kileri ve ABüyelik süreci aç ı s ı ndan Türk d ı ş politikas ı ndaki ba ş ar ı lar ve sorunlar üzerinde durulacak. 3 Hukuk Devletine Yönelik Geli ş meler ve Demokratikle ş me Süreci Yedi y ı ll ı k AKP hükümetinden sonra 2009 itibariyle iç politikada ya ş anan tüm krizlere ra ğ men Türkiye’nin –kendi k ı staslar ı na göre – nispeten uzun bir istikrar dönemi ya ş am ı ş oldu ğ unu görüyoruz. 1950 y ı l ı nda çok partili sisteme geçi ş ten sonraki y ı llara ise istikrars ı z(koalisyon) hükümetler ve dört ayr ı askeri müdahale damgas ı n ı vurdu. İ ç politika alan ı nda –özellikle de 2007 y ı l ı ndan sonra- ortaya ç ı kan anla ş mazl ı klar ı n her seferinde son anda önlenmi ş olmas ı na ra ğ men, bunlar ı n temelinde yatan toplumsal kutupla ş ma tam olarak a ş ı lamad ı. A ş a ğ ı da bu geli ş meler tüm boyutlar ı yla ve k ı smen de içerdikleri çeli ş kilerle aç ı klanmaya ve tüm kesintilere ve çözülmemi ş sorunlara ra ğ men sürdürülmekte olan ça ğ da ş la ş ma ve demokratikle ş me süreci tan ı mlanmaya çal ı ş ı lacak. Halk ı n Partisi AKP: İ stikrarl ı siyasi bir güç mü? İ ktidar partisi AKP sözü edilen toplumsal geli ş menin ifadesi ve yararlan ı c ı s ı d ı r. 2001 y ı l ı nda kurulan AKP di ğ er partilerden farkl ı olarak sosyal de ğ i ş imi ve Türkiye’de çok say ı da ailenin son y ı llardaki s ı n ı f atlay ı ş ı n ı temsil ediyor. Erbakan’ ı n İ slamc ı partisinin devam ı niteli ğ i ta ş ı yan“Adalet ve Kalk ı nma Partisi” (AKP) toplumun farkl ı kesimleri ve nispeten geni ş bir siyasi yönelim yelpazesi taraf ı ndan seçilmi ş bir “modern halk partisi” olarak konumlanm ı ş bulunuyor. Partinin 2002 y ı l ı ndaki genel seçimde aniden oylar ı n yüzde 34’ünü, dolay ı s ı yla meclisteki koltuklar ı n yüzde 62’sini elde ederek ş a ş ı rt ı c ı bir ba ş ar ı kazanm ı ş olmas ı, al ı ş ı lagelmi ş siyasi partiler yelpazesini de ğ i ş tirerek Türkiye’deki egemen zümreyi(eski“devlet s ı n ı f ı n ı”) endi ş elendirdi. Partinin 2007 y ı l ı ndaki seçimlerde oy oran ı n ı art ı rarak siyasi alanda ve parlamentoda konumunu daha da güçlendirmesi, de ğ i ş im ya ş and ı ğ ı na yönelik kanaati derinle ş tirdi. AKP‘nin gücü parlamentoda net ço ğ unluk elde edilmesine ve arka arkaya iki yasama döneminde tek parti iktidar ı olu ş mas ı na olanak vererek, siyasi istikrar aç ı s ı ndan katk ı sa ğ lam ı ş oldu. Di ğ er taraftan partinin elde etmi ş oldu ğ u ba ş ar ı ve bununla birlikte olu ş abilecek toplumsal de ğ i ş imlere(“ İ slamla ş ma”) yönelik endi ş eler Türk toplumunda ve kamuoyunda güçlü kutupla ş malara neden oldu. Eski ve yeni elitler, laikler ve dinci güçler ve ordu, toplum ve hükümet aras ı ndaki siyasi güç çat ı ş malar ı belirgin ş ekilde art ı ş gösterdi. 2007 y ı l ı ndaki cumhurba ş kan ı seçiminde ve 2008 y ı l ı nda AKP’nin kapatma davas ı nda ortaya ç ı kan anla ş mazl ı klar siyasi gerginli ğ in en belirgin hale geldi ğ i olaylard ı. 2009 y ı l ı ndaki yerel seçimlerde, AKP’nin seçmen deste ğ inde belirgin bir azalma görülmesine ra ğ men, partinin gücü bir kez daha vurgulanm ı ş oldu. AKP 2007 y ı l ı ndaki parlamento seçimlerine k ı yasla ülke genelinde ortalama yüzde 8 oran ı nda oy kaybetmenin yan ı s ı ra, toplam yüzde 39’luk oy oran ı ile 2004 y ı l ı ndaki yerel seçimlerde elde etmi ş oldu ğ u Internationale Politikanalyse 5 ba ş ar ı n ı n da(yüzde 42) gerisinde kalm ı ş oldu. Ancak ikinci yasama döneminin ortas ı nda ve ciddi bir ekonomik kriz ortam ı nda bulunan bir iktidar partisi için AKP her ş eye ra ğ men ba ş ar ı l ı bir sonuç elde etmi ş bulunuyor ve bu sonuç parti aç ı s ı ndan olumlu de ğ erlendiriliyor. Buna ra ğ men gözlemciler AKP’ nin oy kayb ı n ı partinin gerileme döneminin ba ş lang ı c ı n ı simgeleyen muhtemel bir ilk i ş aret olarak görüyorlar. Muhalefet – Siyasi partiler tablosunda bir bo ş luk mu? AKP’ nin nisbi gücünde muhalefet partilerinin güçsüzlü ğ ü de küçümsenemeyecek bir paya sahip bulunuyor. Vaktiyle güçlü sa ğ muhafazakar partiler olan ve ba ş bakan ve cumhurba ş kan ı ç ı kartm ı ş olan Demokratik Parti(DP), bir süreli ğ ine onun yerini dolduran Do ğ ru Yol Partisi(DYP) ve Anavatan Partisi (ANAP) gibi siyasi partiler son genel ve yerel seçimlerde neredeyse tamamen sahneden silindiler ve 2009 y ı l ı sonuna kadar birle ş meyi amaçl ı yorlar. Aç ı kça milliyetçili ğ i savunan MHP ise – ş u andaki ba ş kan ı ile nispeten konumunu korusa da – yüzde 15-20‘yi a ş mayacak bir oy potansiyeline sahip bulunuyor. En büyük muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin(CHP) seçmenleri de yakla ş ı k yüzde 20’lerde kalm ı ş görünüyor. Mecliste temsil edilen nispeten büyük muhalefet partileri olan MHP ve CHP önemli toplumsal konularda çok az giri ş imde bulunuyorlar. Muhafazakarl ı k, milliyetçilik ve laiklik her iki partinin söylemlerinin temel unsurlar ı n ı olu ş turuyor. Kürt yanl ı s ı parti(DTP) – adaylar ı n ı n seçimlere ba ğ ı ms ı z olarak girmesi ve dolay ı s ı yla yüzde 10 baraj ı na tak ı lmam ı ş olmas ı sayesinde – 2007 seçimlerinden beri meclis içinde ilk kez ba ğ ı ms ı z bir fraksiyon olarak temsil ediliyor. DTP üyesi siyasetçilerin baz ı lar ı n ı n yarg ı lanm ı ş ve tutuklanm ı ş olmas ı ve 2007 y ı l ı n ı n kas ı m ay ı nda partiye –bölücülük yapt ı klar ı ve teröre destek verdikleri gerekçesiyle- kapatma davas ı aç ı lm ı ş olmas ı nedeniyle DTP ciddi bir bask ı alt ı nda bulunuyor. Genel olarak bak ı ld ı ğ ı nda Türkiye’deki siyasi partiler yelpazesinde muhafazakar, dinci ve/veya milliyetçi ö ğ elerin a ğ ı rl ı kta oldu ğ u görülüyor. Liberal, ilerici ve gerçekten sosyal demokrat pozisyonlar hiçbir büyük parti taraf ı ndan temsil edilmedi ğ i gibi, kamuoyu tart ı ş malar ı nda da pek rol oynam ı yor. Sosyalist Enternasyonal(SI) üyesi CHP devletçi ve milliyetçi söylemlerinden dolay ı art ı k pek sosyal demokrat bir güç olarak kabul edilmiyor. Kökleri Milli Görü ş Hareketi’ne ve Erbakan’ ı n partisine dayanan AKP’nin siyasi konumu ise halen tart ı ş ı l ı yor. AKP’nin Fethullah Gülen Hareketi (“Fethullahc ı lar”) gibi, kamu kurumlar ı(okullar, emniyet te ş kilat ı gibi) üzerindeki etkisi artmakta oldu ğ u söylenilen dinci grupla ş malarla ş effaf olmayan ili ş kiler içinde bulunmas ı, toplumun baz ı kesimlerinde AKP’ ye kar ş ı güçlü bir güvensizlik olu ş mas ı na neden oldu. AKP daha güçlü bir demokrasi ve hukuk devleti için çok say ı da reform projesi ba ş latm ı ş olmas ı na ra ğ men(veya ba ş latm ı ş oldu ğ u için) birçok ki ş iye hala“kuzu postu ta ş ı yan bir kurt”, gizli İ slamla ş t ı rma gündemi olan bir parti olarak görünmeye devam ediyor. Siyasi partilerin ve parlamentonun k ı s ı tl ı rölü Türkiye’deki siyasi partiler Bat ı Avrupa ba ğ lam ı nda tan ı d ı ğ ı m ı z üye partileri veya program partileri de ğ ildir. Dahili demokrasi unsurlar ı(örne ğ in delege prensibi) yerle ş memi ş tir. Devlet finansman ı sadece parlamentoda temsil edilen partilere verilmektedir. Partilerin meclise girebilmek için yüzde 10 baraj ı n ı a ş m ı ş olmalar ı gerekti ğ inden, parlamentonun temsil gücü seçimden seçime çok farkl ı olmaktad ı r. 2002 – 2007 yasama döneminde seçmen oylar ı n ı n neredeyse yar ı s ı (yüzde 45) parlamento d ı ş ı nda kal ı rken, bugün için-oylar ı n partilere da ğ ı l ı m ı na dayal ı olarak- kullan ı lan oylar ı n yakla ş ı k yüzde 85’i parlamentoda temsil ediliyor. Parlamento kamu bilincinde bugüne dek siyasi tart ı ş malar ı n yap ı ld ı ğ ı mekan olarak merkezi bir rol oynamad ı. Toplumsal politikaya ili ş kin tart ı ş malar ve giri ş imlerde parlamentodan ziyade sivil toplum örgütleri, iktisadi birlikler veya hükümet öncülük ediyor. Buna kar ş ı n siyasi kamuoyunda yürütme ve yarg ı – ve ordu – eskiden de oldu ğ u gibi yine öncelikli konumda bulunuyor. Kutupla ş ma demokratik kurumlar ı ve süreçleri de etkiliyor İ ç politika alan ı nda laikler ve dinci güçler aras ı nda ç ı kan anla ş mazl ı klar farkl ı düzeylerde cereyan ediyor.“Eski devletçi elitler”-ki bunlar ı n aras ı nda baz ı bürokrasi kademelerini, adalet, ordu ve üniversiteleri sayabiliriz- anla ş mazl ı klarda ço ğ u kez ç ı kart ı lan yeni yasay ı Anayasa Mahkemesi’ne ta ş ı ma yoluna giderek, yarg ı gücüne ba ş vuruyorlar. Ordudan destek beklemek de geleneksel yollardan birini olu ş turuyordu. Ancak eski devlet elitlerinin orduya yak ı nl ı ğ ı n ı n halen devam edip etmedi ğ i veya ne düzeyde oldu ğ u hususuna ili ş kin çeli ş kili tart ı ş malar yürütülüyor, zira son aylarda ordu ve 6 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi hükümetin daha güçlü bir ş ekilde omuz omuza vermi ş oldu ğ u gözleniyor. 2007 y ı l ı na kadar cumhurba ş kanl ı ğ ı makam ı da parlamento ve toplum kar ş ı s ı nda önemli bir denge unsuru olu ş turuyordu. Ancak A ğ ustos 2007’ de AKP içinden bir cumhurba ş kan ı atanmas ı yla bu durum de ğ i ş ti. Örne ğ in Cumhurba ş kan ı Ahmet Necdet Sezer be ş y ı ll ı k görev süresi(2002-2007) içinde AKP hükümeti taraf ı ndan önerilen 60’ ı a ş k ı n yasa ve yasa tasla ğ ı n ı anayasal temel haklar ı n ihlal edildi ğ ini gerekçe göstererek veto etmi ş ti. CHP Kemalist düzenin temsilcisi olarak o dönemde d ı ş i ş leri bakan ı olan Abdullah Gül’ün parlamentoda AKP ço ğ unlu ğ u ile cumhurba ş kan ı seçilmesini 2007 Nisan/May ı s’ ı nda Anayasa Mahkemesine ba ş vuruda bulunarak engellemeye çal ı ş t ı. Anayasa Mahkemesi tart ı ş mal ı bir kararla cumhurba ş kan ı seçimi için ilk kez bir toplant ı yeter say ı s ı belirledi ve buna dayanarak seçimi iptal etti. Genelkurmay bu karar ı Internet sayfas ı nda yay ı nlad ı ğ ı(“E-Darbe” olarak da adland ı r ı lan) bir tehditle destekledi. AKP’nin erken seçimlerde elde etti ğ i galibiyetten sonra Abdullah Gül AKP ço ğ unlu ğ uyla yine cumhurba ş kan ı seçildi. 2008 y ı l ı n ı n mart ay ı nda ba ş lat ı lan AKP kapatma davas ı ile siyasi güç dengesini-yarg ı deste ğ iyle- eski devletçi düzenin lehine kayd ı rma yönünde ikinci bir giri ş im ba ş lat ı ld ı. Bu giri ş im de –belirli ölçüde – ba ş ar ı l ı oldu, zira 2008 a ğ ustosunda AKP“laikli ğ e ayk ı r ı/ İ slamc ı fiillerin oda ğ ı” olarak suçlu bulundu, ama parti kapat ı lmad ı. Verilen bu kararla laikli ğ in yeniden yorumlanmas ı veya kamusal ya ş amda din unsurunun güçlendirilmesine yönelik yasa tasar ı lar ı haz ı rlanmas ı aç ı s ı ndan AKP’ nin siyasi hareket alan ı k ı s ı tlanm ı ş oldu. Yasama organ ı ve siyasi tart ı ş malar ı n merkezi olan parlamento da –Anayasa Mahkemesi’nin bu karar ı yla – dolayl ı olarak k ı s ı tlanm ı ş oldu. Demokratikle ş me süreci: İ ki ad ı m ileri, bir ad ı m geri Hükümet birinci yasama döneminin(“Golden Era of Reform” 2002-2004) ba ş lar ı nda kararl ı bir reform politikas ı uygulad ı. Bu y ı llarda demokratikle ş me, hukuk devleti ilkelerinin uygulanmas ı, ayn ı zamanda da insan haklar ı ve vatanda ş l ı k haklar ı n ı n ya ş ama geçirilmesine ili ş kin olumlu geli ş meler sa ğ land ı. Bunda yasama alan ı nda yap ı lan de ğ i ş ikliklerin yan ı s ı ra siyasi tart ı ş malar ı n ve söylemlerin kamuoyuna aç ı k bir ş ekilde gerçekle ş tirilmesi de önemli rol oynad ı. Gayr ı müslim az ı nl ı klar ı n haklar ı, yak ı n tarihimizde Rum az ı nl ı klarla olan ili ş kiler, Kürt sorunu, bir zamanlar ı n“ezeli dü ş manlar ı yla” bar ı ş ç ı ikili ili ş kiler kurulmas ı gibi vaktiyle tabu olarak görülen konular, daha aç ı k ve daha yap ı c ı ş ekilde tart ı ş ı lmaya ba ş land ı. Önemli ad ı mlar at ı lm ı ş olmas ı na ra ğ men halen özellikle ifade özgürlü ğ ü ve az ı nl ı k haklar ı alanlar ı nda ve hukuk devleti ilkelerinin uygulanmas ı alan ı nda( ş effafl ı k, bireyin korunmas ı, vatanda ş ı n yönlendirilmesi gibi konularda) eksikler söz konusu. 2006 y ı l ı nda ç ı kart ı lan Anti-Terör Yasas ı ile temel haklar ı n korunmas ı alan ı nda yap ı lan baz ı olumlu de ğ i ş iklikler tekrar geri çekildi. Örne ğ in terörle mücadele çerçevesinde güneydo ğ uda çocuklar ı n tutuklanmakta ve yarg ı lanmakta olmas ı n ı n gazete man ş etlerine yans ı d ı ğ ı görülüyor. Dinamik sivil toplum demokratik reformlar ı yak ı ndan izliyor Türkiye’ de sivil toplum(NGO’lar, birlikler, dernekler vb) geçti ğ imiz y ı llarda dinamik bir geli ş me gösterdi. 2007 y ı l ı nda ya ş anan farkl ı siyasi olaylar çok say ı da insan ı de ğ i ş ik nedenlerle harekete geçirdi: 2007 y ı l ı n ı n ş ubat ay ı nda 100.000’i a ş k ı n ki ş i İ stanbul’da Ermeni as ı ll ı Türk gazeteci Hrant Dink’in cinayete kurban gitmesini protesto ederek Türkiye’de ya ş ayan Ermeni az ı nl ı kla dayan ı ş ma olu ş turdu (“Hepimiz Ermeniyiz”). Nisan ay ı nda ise yüzbinlerce ki ş i İ stanbul ve Ankara’da bat ı tarz ı bir ya ş am stili için Türk toplumunun İ slamla ş t ı r ı lmas ı na kar ş ı protesto mitingleri düzenledi(Protesto mitingleri Atatürkçü Dü ş ünce Dernekleri taraf ı ndan organize edildi). Sivil toplum giri ş imlerinin boyutlar ı ve çe ş itlili ğ i Türkiye İ çi ş leri Bakanl ı ğ ı’na kay ı tl ı dernek say ı s ı n ı n 80.000’i a ş m ı ş olmas ı ndan da anla ş ı l ı yor. Bunlar ı n aras ı nda bölgesel kültür ve dayan ı ş ma dernekleri, insan haklar ı örgütleri ve muhafazakardinci grupla ş malar gibi çok farkl ı menfaatleri ve hedefleri savunan de ğ i ş ik kurumlar bulunuyor. Devletin vatanda ş larla ve onlar ı n olu ş turdu ğ u örgütlerle olan ili ş kilerinde halen ataerkillik, denetim ve biraz da güvensizlik duygusu hakim olmaya devam ediyor. Sivil toplum kurumlar ı ve sivil toplum giri ş imler için henüz bir kamu finansman sistemi olu ş turulmad ı. Ancak sivil toplum örgütleri, ara ş t ı rma kurumlar ı ve üniversiteler kuran ve bunlara destek veren çok say ı da özel vak ı f oldu ğ unu görüyoruz. Özellikle kad ı n ve insan haklar ı n ı savunan gruplar reform projelerine ili ş kin tart ı ş malarda(özellikle medeni hukuk ve ceza hukuku alanlar ı nda yap ı lmas ı planlanan reformlara ili ş kin olarak) güçlü ve ba ş ar ı l ı bir ş ekilde söz sahibi oluyorlar. Internationale Politikanalyse 7 Her ş eye ra ğ men Türkiye Toplumu’nun özgürle ş me süreci devam ediyor Türk toplumunun ve siyasi kamuoyunun aç ı l ı m sürecinin giderek güçlendi ğ i, siyasi tarihin“karanl ı k sayfalar ı n ı n” aç ı lmas ı yönündeki giri ş imlerin artmakta olmas ı ndan da anla ş ı l ı yor. 1955 y ı l ı ndaki Rum Pogromu, 1923 y ı l ı ndaki nüfus mübadelesi ve bunun yaratt ı ğ ı sonuçlar ve 1915 y ı l ı nda Ermenilerin tehciri gibi olaylar ı n aç ı k ve ele ş tirel bir ş ekilde ele al ı nmas ı, henüz ba ş lang ı ç a ş amas ı nda olmas ı na ra ğ men,“geçmi ş le hesapla ş maya” yönelik bilimsel ve toplumsal hamlelerin yap ı ld ı ğ ı n ı görüyoruz. Bu konulara ili ş kin ara ş t ı rma, konferans ve sergilerin say ı s ı artarken, medya da eski y ı llara k ı yasla çok daha ayr ı nt ı l ı ve tarafs ı z yay ı n yap ı yor. Ba ş bakan Erdo ğ an’ ı n May ı s 2009’da yapt ı ğ ı bir konu ş mada mübadeleyi ve Rumlar ı n göçe zorlanmas ı n ı“hatal ı” ve“fa ş izan bir yakla ş ı m” olarak nitelendirmi ş olmas ı da toplumda görülen(k ı smi) mentalite de ğ i ş ikli ğ ini vurgulamaktayd ı. Devlet ve toplum içindeki antidemokratik çabalar ı n ayd ı nlat ı lmas ı 2007 y ı l ı nda ba ş lat ı lan ve“derin devletin”(yani devlet kurumlar ı n ı n içinde her türlü demokratik ve siyasi kontrol d ı ş ı nda kalan bir yap ı lanman ı n) temeline inmeyi hedefleyen giri ş im muhtemelen çok daha zorlu ve hassas bir süreç olacak. 2007 y ı l ı nda İ stanbul’un bir semtinde büyük bir silah deposunun ortaya ç ı kart ı lmas ı ndan sonra “Ergenekon Çetesi” olarak adland ı r ı lan olu ş um hakk ı nda inceleme ba ş lat ı ld ı. Terör örgütüne (muhtemelen di ğ er NATO-üyesi ülkelerdeki Gladyo benzeri bir olu ş uma) üye olduklar ı gerekçesiyle kamusal tan ı n ı rl ı ğ ı olan(adalet, siyaset, ordu, medya ve bilim alan ı ndan) 100’ü a ş k ı n ki ş iye kar ş ı dava aç ı ld ı ve bunlar ı n büyük bölümü aylarca gözalt ı nda tutuldu veya halen tutulmakta. Söz konusu grup( ş iddet, terör ve siyasi cinayetlerle) düzeni bozmaya ve demokratik güçleri engellemeye te ş ebbüs etmekle suçlan ı yor. Haziran 2009’da Türkiye, ordunun yüksek kademeleri taraf ı ndan haz ı rland ı ğ ı iddia edilen ve 2009 y ı l ı içinde düzenin bozulmas ı na ve darbe gerçekle ş tirilmesine yönelik planlar içeren ikinci bir belgenin ortaya ç ı kart ı lmas ı yla bir kez daha sars ı ld ı. Kamuoyu ara ş t ı rmalar ı halk ı n büyük ço ğ unlu ğ unun yürütülmekte olan soru ş turmalar ı onaylad ı ğ ı n ı ortaya koyuyor. Ancak yerle ş ik siyasi düzenin içindeki büyük gruplar(Kemalistler/Laikler) yürütülmekte olan soru ş turmalar ı AKP’nin kar ş ı tlar ı na kar ş ı uygulad ı ğ ı bir siyasi adalet hamlesi olarak ele ş tiriyor ve bunun hiçbir ciddi temele dayanmad ı ğ ı n ı öne sürüyorlar. Gerek yürütülen soru ş turma gerekse buna ili ş kin yay ı nlanan haberler eski ve yeni elitler, laikler ve ofansif dinci güçler aras ı ndaki anla ş mazl ı klar ı yans ı t ı yor. Hukuk devletine güven duyulabilmesi için yeni reformlar gerekiyor Ortaya ç ı kan tart ı ş malar ayn ı zamanda yarg ı n ı n ba ğ ı ms ı zl ı ğ ı na duyulan güvenin azald ı ğ ı n ı ve adalet mekanizmas ı n ı n siyasile ş tirilmesinden büyük endi ş e duyuldu ğ unu gösteriyor. Anayasa Mahkemesi’ nin siyasi gruplar aras ı nda üstlenmi ş oldu ğ u dikkat çekici rol, mahkemenin mevcut yetkilerine ve terkibine ili ş kin yeni bir tart ı ş man ı n ba ş lamas ı na ve bu konunun daha da geni ş letilerek bir adalet ve anayasa reformu ba ğ lam ı nda ele al ı nmas ı na neden oldu. AKP 2007 y ı l ı n ı n haziran ay ı nda anayasada reform yap ı lmas ı na yönelik çal ı ş malar ba ş latt ı ve anayasa reformu tasar ı s ı haz ı rlanmas ı amac ı yla Prof. Ergun Özbudun ba ş kanl ı ğ ı nda bir komisyon olu ş turdu. Sivil toplum örgütleri ve ilerici liberal güçler 1982 askeri darbesinden sonra yürürlü ğ e konulmu ş olan anayasada reform yap ı lmas ı na büyük destek verirken, bu giri ş im kar ş ı t görü ş lü gruplar taraf ı ndan ş iddetle ele ş tirildi. Yine AKP taraf ı ndan önerilen Adalet Reformu da(2008) toplumun baz ı kesimleri taraf ı ndan ş üpheyle kar ş ı lan ı yor ve AKP ‘nin adaleti siyasile ş tirdi ğ i yönünde endi ş elere neden oluyor. Ancak toplumun büyük bölümü adalet alan ı nda yap ı lacak reformlar ı n gerekli oldu ğ unu dü ş ünüyor. Ş imdi önemli olan bu süreci tekrar hayata geçirebilmek ve örne ğ in siyasi partilerden ba ğ ı ms ı z bir kurucu meclis arac ı l ı ğ ı ile, geni ş bir tabana yayabilmektir. Ordunun rolü: De ğ i ş imler ve yeni ko ş ullar “Ergenekon” soru ş turmas ı kapsam ı nda halen görev yapmakta olan veya emekliye ayr ı lm ı ş baz ı general ve subaylara dava aç ı lm ı ş olmas ı, ordunun itibar ı n ı zedelenmi ş bulunuyor. Toplumun demokratikle ş me süreci kapsam ı nda gerçekle ş tirilen reformlar ve at ı lan ad ı mlar bir taraftan da ordunun siyaset ve toplum üzerindeki etkisinin azalmas ı na neden oldu. Ordunun sivil yap ı lara olan ba ğ ı(Milli Güvenlik Konseyi’nin yap ı s ı, parlamento taraf ı ndan bütçe denetimi) her ne kadar belirgin ş ekilde güçlenmi ş olsa da, kapsaml ı bir demokratik denetim ve yetki s ı ralamas ı için daha çok a ş ama kaydedilmesi gerekiyor. Genelkurmay ba ş kan ı ve ba ş komutanlar 8 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi halen iç politikaya ili ş kin konu ve tart ı ş malarda aç ı kça yorum yapmay ı sürdürüyorlar. Ordu taraf ı ndan yap ı lan aç ı klamalara ve de ğ erlendirmelere kamuoyu ve medya taraf ı ndan büyük önem veriliyor. Günümüzde(neredeyse) her Türk vatanda ş ı n ı n Genelkurmay Ba ş kan ı’n ı n ad ı n ı bilmesi, ancak Savunma Bakan ı’n ı n genelde tan ı nm ı yor olmas ı, ordunun toplumun gözünde halen öncelikli konumda oldu ğ unu gösteriyor. Meclis 2009 y ı l ı nda yaz tatiline girmeden hemen önce askeri personel hakk ı nda yap ı lacak yasal takibatlara ili ş kin önemli bir yasa de ğ i ş ikli ğ ini yürürlü ğ e koydu: Buna göre suç i ş leyen askerler bundan böyle sadece askeri mahkemelerde de ğ il, ayn ı zamanda sivil mahkemelerde de yarg ı lanabilir konuma getirildi. Söz konusu yasa de ğ i ş ikli ğ i birçok gözlemci taraf ı ndan ordunun siville ş tirilmesi ve demokratikle ş me alan ı nda at ı lm ı ş önemli bir ad ı m olarak nitelendirilirken, muhalefet partisi CHP yap ı lan yasa reformunu Anayasa Mahkemesi’ ne götürdü. Odak noktas ı – Bitmeyen“Türban/Ba ş örtüsü” – Tart ı ş mas ı Kat ı laik ve liberal kesim ile dinci-muhafazakar güçler aras ı ndaki“kültür çat ı ş mas ı n ı n” odak noktalar ı ndan birini e ğ itim kurumlar ı nda ve di ğ er kamusal alanlarda dini amaçl ı ba ş örtüsünün serbest b ı rak ı lmas ı na ili ş kin tart ı ş malar olu ş turuyor. Türk anayasas ı nda yer alan laiklik ilkesi, din ve devlet i ş lerinin birbirinden ayr ı lmas ı ndan ziyade, dinin devlet taraf ı ndan denetlenmesini amaçlayan, dolay ı s ı yla –birçok hususun yan ı s ı ra- dini simgelerin kamusal ya ş am ve devlet kurumlar ı d ı ş ı nda tutulmas ı n ı da içeren bir ilkedir. AKP türban kullanmak konusunda ı srarl ı dindar genç kad ı nlar ı n e ğ itim kurumlar ı na giri ş ine izin verilece ğ ine dair 2002 y ı l ı nda ifade etmi ş oldu ğ u seçim vaadini bugüne kadar uygulamaya koymay ı ba ş aramad ı. Üniversitelerde türbana izin verilmesi 80’li y ı llardan beri tart ı ş ı l ı yor ve farkl ı düzenlemelere(türban yasa ğ ı /türban yasa ğ ı n ı n kald ı r ı lmas ı) konu oluyor. Mevcut türban yasa ğ ı Anayasa Mahkemesi’nin 1989 y ı l ı nda alm ı ş oldu ğ u bir karara dayan ı yor ve üniversite rektörleri ve ö ğ retim üyelerinin bu konudaki geni ş tabanl ı siyasi konsensusuyla destekleniyor. 2007 y ı l ı ndaki seçim ba ş ar ı s ı ndan güç alan AKP hükümeti 2008 y ı l ı n ı n ilkbahar ı nda MHP ile birlikte türban ı n serbest b ı rak ı lmas ı n ı sa ğ layacak iki anayasa de ğ i ş ikli ğ i karar ı ald ı. Ancak söz konusu de ğ i ş iklikler kad ı nlar ı n üniversiteye kabulü için yeterli olmad ı ğ ı gibi, anla ş mazl ı ğ ı n ş iddetlenmesine ve kutupla ş man ı n daha da artmas ı na neden oldu. CHP’ nin anayasa de ğ i ş ikli ğ i itirazlar ı sonuç verdi. 10 ve 42. maddelerdeki anayasa de ğ i ş ikliklerinin reddedilmesi – partinin anti-laik giri ş imlerde bulundu ğ u yönündeki iddialar ı n desteklenmesi aç ı s ı ndan –“AKP” kapatma davas ı kapsam ı nda önemli bir“yap ı ta ş ı” olu ş turdu. “Kültür çat ı ş mas ı” ba ş ka Avrupa ülkelerinde de gözlenmekte olan toplumsal bir e ğ ilimden kaynaklan ı yor: Din insanlar ı n ya ş am ı nda yeniden önem kazanmaya ba ş lad ı. Ş ehirle ş me, ekonomik refah ve sosyal hareketlili ğ in artmas ı sonucunda e ğ itim ve kamu hizmetlerinden yararlanabilme hakk ı n ı belirleyici bir sorun olarak gören dincimuhafazakar insanlar ı n say ı s ı ço ğ almaya ba ş lad ı. Bu gruplar için kentlerde ve kamusal ya ş amda kendinden emin bir ş ekilde temsil edilebilmek ne denli önemliyse, genç kad ı nlar ı n e ğ itimi ve sosyal hareketlili ğ i de o denli önem ta ş ı yor. Yap ı lan çe ş itli anketler ba ş örtüsü(buna k ı rsal alanlarda tercih edilen geleneksel ba ş örtülerinden siyasi-dinci simge niteli ğ i ta ş ı yan türbana kadar her türlü ba ş örtüsü türü dahil bulunuyor) kullan ı m ı n ı n Türkiye genelinde –yüzde 70’lerden yüzde 60’lara geriledi ğ ini – ortaya koyuyor, ancak kentlerdeki sosyal hareketlilik dolay ı s ı yla ba ş örtüsü daha fazla dikkat çekiyor. Yine baz ı anketler bu geli ş meye paralel olarak demokrasi, güç da ğ ı l ı m ı ve laiklikle özde ş le ş me oran ı n ı n (örne ğ in Türkiye’de Ş eriat yanl ı lar ı n ı n oran ı – gerileme e ğ ilimini sürdürürerek- yüzde 10’un alt ı na inmi ş bulunuyor) artmakta oldu ğ unu gösteriyor. Buna göre kad ı nlar ı n ba ş örtüsü kullanma ı srar ı İ slami ilkelere köktendinci yakla ş ı mdan ziyade, kad ı nlar ı n da e ğ itim ve i ş ya ş am ı na kat ı lma hakk ı na sahip oldu ğ u ça ğ da ş İ slam yakla ş ı m ı yla ba ğ lant ı l ı olabilir. Güven eksikli ğ i siyasi kültürü etkiliyor Her ş eye ra ğ men baz ı aktörler ifade özgürlü ğ ünü k ı s ı tlamaya yönelik hukuki giri ş imlerle siyasi tart ı ş malar ı engellemeye çal ı ş ı yorlar. Günümüzde bile ço ğ u kez bir dost-dü ş man-kal ı b ı n ı n ve“Türk’ün Türk’ten ba ş ka dostu yoktur” inanc ı n ı n hakim oldu ğ unu görüyoruz. Toplumsal söylemlerde ve tart ı ş malarda güven eksikli ğ inin gerek ki ş isel gerekse kurumsal düzeyde kök salm ı ş oldu ğ u dikkat çekiyor. Böylelikle körü körüne milliyetçilik ve komplo teorileri güçlü bir beslenme ortam ı bularak siyasi tart ı ş malar üzerinde belirleyici olabiliyor. İ stanbullu siyaset bilimcisi Y ı lmaz Esmer’in yapm ı ş oldu ğ u bir ara ş t ı rman ı n(Haziran 2009) sonuçlar ı da Türk halk ı n ı n bu yöndeki e ğ ilimlerini ortaya koyuyor: Internationale Politikanalyse 9 Ara ş t ı rmaya göre ABD’nin Türkiye’yi bölmeyi amaçlad ı ğ ı görü ş ünde olanlar ı n oran ı yüzde 86’n ı n üzerinde. Halk ı n yüzde 76’s ı AB’nin de ayn ı hedefe yönelik çabalar içinde bulundu ğ unu dü ş ünüyor. Buna ra ğ men halk ı n yüzde 60’ ı ş a ş ı rt ı c ı bir ş ekilde Türkiye’nin AB’ye üye olmas ı n ı istiyor. Bu tür anketlerin tümü Türkiye halk ı n ı n özgüven duygusundaki sorunlara i ş aret ederken Türklerin kendi tarihlerini yeterince ele ş tirel bir ş ekilde irdelemediklerini gösteriyor: 1920 y ı l ı nda imzalanan Sevr Anla ş mas ı(Osmanl ı İ mparatorlu ğ u’nun 1. Dünya Sava ş ı’n ı kazanan devletler aras ı nda payla ş ı lmas ı) ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ba ğ ı ms ı zl ı k sava ş ı sonras ı nda uluslararas ı düzeyde kabul edilmesini sa ğ layan 1923 Lozan Anla ş mas ı halen Türklerin büyük bölümünün tarihi-siyasi bilinci üzerindeki etkisini sürdürüyor. Halk ı n kendi tarihini – bölgesel düzeyde veya aile içinde- inceleme olanaklar ı veya gençlerin ve yeti ş kinlerin toplumsal konularda bilgilendirilmesine yönelik e ğ itim olanaklar ı yok denilecek kadar az. Siyasal ilgisizli ğ in izine bile rastlanm ı yor Buna ra ğ men siyasete duyulan ilgi ve demokratik haklardan yararlanma iste ğ i Türkiye’de çok geli ş mi ş bulunuyor. Örne ğ in yerel seçimlere kat ı l ı m oran ı uluslararas ı k ı yaslamaya göre –yüzde 85 ile – çok yüksek düzeye ula ş t ı. Siyasi partilere ve politikac ı lara kar ş ı ele ş tirel ve k ı smen de hayal k ı r ı kl ı ğ ı n ı n hakim oldu ğ u bir tutum içinde olunmas ı na ra ğ men, Türkiye’de siyasal ilgisizli ğ in yayg ı nla ş mad ı ğ ı dikkat çekiyor. Özellikle gençler aras ı nda politize olanlar ı n oran ı n ı n –uluslararas ı k ı yaslamaya göre – çok yüksek oldu ğ u görülüyor: 2008 yaz ı nda üniversite ö ğ rencileri aras ı nda yap ı lan bir ankete göre politikayla(iç politika) ilgilenme oran ı yüzde 85 düzeyinde bulunuyor. Siyasete duyulan yo ğ un ilgiye ra ğ men politikac ı lara çok itibar gösterilmiyor. Gençler politikac ı lar ı n siyasete öncelikle para ve itibar için girdiklerini, sadece yüzde 10’luk bir kesimin siyasete giri ş nedeninin sosyopolitik bir angajmana dayal ı oldu ğ unu dü ş ünüyorlar. Ankete kat ı lanlar ı n sadece yüzde 7’si politikac ı lar ı n ülkenin sorunlar ı na hakim olduklar ı görü ş ünde(Forum İ stanbul Gençlik Platformu ve GfKTürkiye taraf ı ndan yap ı lan bir ara ş t ı rma çerçevesinde A ğ ustos/Eylül 2008’ de 460 üniversite ö ğ rencisi aras ı nda gerçekle ş tirilen anket). Türkiye’de politika halen “zorlu ve kirli bir i ş” olarak kabul ediliyor ve dernek veya siyasi partilerde gönüllü olarak siyasi faaliyetlerde bulunmak gençler taraf ı ndan itibar görmüyor ve çok yayg ı nla ş mam ı ş bulunuyor. Medya: Ço ğ ulculuk ve sansür aras ı nda kal ı yor 40 dolay ı nda ulusal gazete ve TV kanal ı ve çok say ı da bölgesel ve yerel yay ı n organ ı yla çe ş itlilik sergileyen medya sektörü – bas ı n haberlerinin ço ğ u kez muhafazakar bir yakla ş ı mla haz ı rlanmas ı na ve profesyonellik düzeyinin ço ğ u kez dü ş ük olmas ı na ra ğ men – siyasi tart ı ş malara katk ı sa ğ l ı yor. Fikir ve bas ı n özgürlü ğ ünü k ı s ı tlayan yasalar(Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi gibi), güçlü mülkiyet konsantrasyonu ve siyasi kültürün yeterince liberalle ş memi ş olmas ı, serbest ve ele ş tirel haber haz ı rlama olanaklar ı n ı k ı s ı tl ı yor. Hassas içerikli Web sayfalar ı mevcut yasal düzenlemelere göre alt mahkemeler taraf ı ndan sürekli olarak kapat ı labiliyor (örne ğ in Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’e hakaret içeren görüntüler gerekçe gösterilerek YouTube sayfas ı na eri ş im 2008 y ı l ı nda engellenmi ş bulunuyor). Ba ş bakan ı n ülkenin en büyük medya gruplar ı ndan birine(Do ğ an Grubu) aç ı kça kar ş ı gelmesi, hatta boykot ça ğ r ı s ı nda bulunmaktan bile çekinmemi ş olmas ı, demokratik güçler taraf ı ndan endi ş eyle izlendi. Söz konusu medya grubu 2009 y ı l ı ba ş ı nda sözde vergi yolsuzlu ğ u iddias ı yla ba ş lat ı lan yasal i ş lemlerle büyük ölçüde zay ı f dü ş ürüldü. Profesyonel ve etik standartlara uygun bir habercilik anlay ı ş ı için medyan ı n hukuki aç ı dan ve siyasi kültür aç ı s ı ndan güçlendirilmesi gerekiyor. Laiklik tart ı ş mas ı ve siyasi reform gündemi Laiklik tart ı ş malar ı her ne kadar –daha önce belirtilmi ş oldu ğ u gibi- kutupla ş maya neden oluyor ve siyasi tart ı ş malarda belirleyici rol oynuyorsa da, Türkiye’nin siyasi gündeminde ba ş ka ciddi öncelikler de yer al ı yor: Ekonomik ba ş ar ı modelini sürdürmeye ve buna ba ğ l ı olarak sosyal ko ş ullar ı düzeltmeye(bir sonraki bölümde daha ayr ı nt ı l ı bilgi verilecektir) yönelik hedefin yan ı s ı ra“Kürt Sorununun” çözümü ve kad ı nlara f ı rsat e ş itli ğ i verilmesi de Türkiye’nin geli ş imi ve demokratikle ş me süreci aç ı s ı ndan belirleyici nitelik ta ş ı yor. Kürt az ı nl ı ğ ı n kültürel haklar ı na ili ş kin olarak son y ı llarda baz ı giri ş imlerde bulunulmu ş olmas ı na ra ğ men, terörü ortadan kald ı rmak, ülkenin güneydo ğ usunda olumlu bir sosyoekonomik geli ş me ba ş latmak ve kapsaml ı kültürel haklar ı gerçekten güvence alt ı na alabilmek mümkün olamad ı. Bunun için gerekli olan önlemler çe ş itli konferanslarda tart ı ş ı ld ı. 2009 y ı l ı n ı n hemen ba ş lar ı nda Türkiye’deki “Kürt sorunu” için bir“f ı rsat penceresi” aç ı ld ı: Genelkurmay Ba ş kan ı, Cumhurba ş kan ı, Ba ş bakan ve 10 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi CHP gibi baz ı siyasi partilerin de aralar ı nda bulundu ğ u önemli siyasi aktörler bu konuda görü ş melere – hatta giri ş imlere – haz ı r olduklar ı n ı belirtirken, PKK lideri“yol haritas ı nda” de ğ i ş iklik yapabilece ğ ine dair sinyal verdi. Bu aç ı klamalar A ğ ustos 2009’ da biraz daha ş ekillenmekle beraber tam olarak somutla ş t ı r ı lamad ı. Ş u anda geni ş kapsaml ı önlemler üzerinde tart ı ş ı l ı yor: Kürt köylerinin isimlerinin de ğ i ş tirilmesi, Kürtçe kullan ı m ı na ili ş kin k ı s ı tlamalar ı n kald ı r ı lmas ı, üniversitelerde Kürt dili kürsülerinin kurulmas ı, yay ı n saatlerine k ı s ı tlama getirilmemesi, PKK’n ı n eski liderinin hücre hapsi cezas ı n ı n kald ı r ı lmas ı, pi ş manl ı k duyan PKK üyeleri için af ç ı kart ı lmas ı. Türkiye’nin ça ğ da ş la ş ma ve demokratikle ş me süreci aç ı s ı ndan- her ne kadar ayn ı düzeyde hassasiyet içermese de – önem ta ş ı yan bir di ğ er konuyu kad ı nlar ı n f ı rsat ve hak e ş itli ğ i olu ş turuyor. 1920’li ve 1930’lu y ı llarda gerçekle ş tirilen Atatürk reformlar ı yla kad ı nlara önemli alanlarda resmen e ş it haklar tan ı nm ı ş olsa da, bugün Türkiye’de kad ı nlara yönelik d ı ş lama ve ayr ı mc ı l ı k farkl ı ş ekillerde uygulanmaya devam ediyor. Üniversitelerdeki kad ı n profesörlerin say ı s ı Almanya’ya k ı yasla yakla ş ı k üç kat daha fazla olsa da, büyük holdingler ve onlar ı n meslek birlikleri kad ı nlar taraf ı ndan yönetiliyor ve Türkiye 90’l ı y ı llarda kad ı n ba ş bakan taraf ı ndan idare edilmi ş olsa da, bugün kad ı nlar ı n büyük bölümü toplum ve siyaset ya ş am ı nda e ş it kat ı l ı m hakk ı na sahip bulunmuyor. 2009 y ı l ı ndaki yerel seçimlerde kad ı nlar ı n yerel yönetimlerdeki oran ı yüzde 2’nin alt ı nda kald ı. Ancak 2007 y ı l ı ndaki genel seçimlerde kad ı nlar ı n oran ı yüzde 100 art ı ş la yakla ş ı k yüzde 9 düzeyine yükselmi ş ti(Bunda birçok hususun yans ı ra kad ı n haklar ı hareketinin inisiyatifi ve KADER’in ba ş ar ı l ı kampanyas ı önemli rol oynad ı). Cinsiyet e ş itli ğ i alan ı nda somut ad ı mlar özellikle 2001-2003 y ı llar ı aras ı nda medeni hukuk ve ceza hukuku alan ı nda gerçekle ş tirilen reformlarla mümkün oldu. F ı rsat e ş itli ğ i sa ğ lanmas ı gerek demokratikle ş me gerekse ülkenin refah ı aç ı s ı ndan çok büyük önem ta ş ı yor. 4 Ekonomik Geli ş me ve Sosyal Transformasyon Olumlu yöndeki ekonomik geli ş me Türkiye’nin birçok yerinde ya ş am ko ş ullar ı nda büyük de ğ i ş imlere neden oldu. Ülke ekonomik ve toplumsal alanda köklü bir transformasyon süreci içinde bulunuyor. Yine de – dinamizme ra ğ men- ekonomi, i ş ve ya ş am ko ş ullar ı n ı n heterojenli ğ ini korudu ğ una tan ı k oluyoruz. Küresel kriz –her ne kadar Türkiye’deki etkisi ve süresi henüz tam olarak bilinemiyorsa da – ekonomide ciddi bir duraklama anlam ı na gelecek. A ş a ğ ı da gerek ekonomik geli ş me gerekse bunun sonucunda olu ş an sosyal de ğ i ş imlere de ğ inilerek, elde edilen ba ş ar ı lar, ortaya ç ı kan sorunlar ve üstesinden gelinmesi gereken zorluklar aç ı klanacak. Bu konuda da olumlu veya olumsuz yönde kesin de ğ erlendirmeler yapmak mümkün olam ı yor. Ancak birçok alanda görülen de ğ i ş imler ve dinamizm büyük önem ta ş ı yor. Avrupa’n ı n“Dü ş küler Evi”nden Ekonominin Büyüme Motoru’na dönü ş üm Avrupa’n ı n en büyük 6. ulusal ekonomisini olu ş turan Türkiye, dünya genelinde de ilk 20 ülke aras ı nda(15.s ı ra) yer al ı yor. Türkiye’nin 2009 y ı l ı nda İ talya’da gerçekle ş en G-8 Zirvesi’ ne ça ğ r ı lmas ı da Türkiye’ye bir e ş ik ülke ve bölgesel güç olarak verilen önemi vurguluyordu. Ekonomik yap ı da geçti ğ imiz y ı llarda ciddi de ğ i ş imler ya ş and ı: Birkaç y ı l öncesine kadar tar ı m sektörü daha fazla önem ta ş ı yor ve hizmet sektörünün pay ı dü ş ük düzeyde bulunuyordu. Art ı k Türkiye’nin ekonomik yap ı s ı modern ulusal ekonomilerle benzerlikler göstermeye ba ş lad ı. Bugün gayr ı safi milli has ı laya tar ı m sektörü yüzde 10, sanayi yüzde 30(çal ı ş anlar ı n yüzde 20’si) ve hizmet sektörü yakla ş ı k yüzde 60(çal ı ş anlar ı n yüzde 45’i) oran ı nda katk ı sa ğ l ı yor. 1980’li y ı llara kadar Türkiye’de içe dönük bir planl ı ekonomi hakim olmaktayd ı. Ekonominin d ı ş a aç ı l ı m süreci 1995 y ı l ı nda imzalanan AB-Gümrük Birli ğ i anla ş mas ı ile ba ş lad ı. Güçsüz koalisyon hükümetleri dolay ı s ı yla olu ş an siyasi istikrars ı zl ı k ortam ı ve hatal ı ekonomi politikas ı 2000/2001 y ı l ı nda a ğ ı r bir finans ve ekonomi krizi ya ş anmas ı na neden oldu. Bunun sonucunda ekonomi yüzde 9.5 oran ı nda(2001) gerilerken, i ş sizlik ve enflasyon oranlar ı rekor düzeylere ula ş t ı. Bankac ı l ı k ve ekonomi sektörlerinde gerçekle ş tirilen yap ı sal reformlar ı n yan ı s ı ra uzun vadeli finans ve bütçe politikalar ı yla 2002 y ı l ı ndan itibaren Türkiye ekonomisinde tekrar istikrar sa ğ land ı. Finans, enerji ve telekomünikasyon gibi önemli sektörlerde yeniden yap ı lanma çal ı ş malar ı ba ş lat ı ld ı ve neredeyse kamu kurulu ş lar ı n ı n tümü özelle ş tirildi. Merkez Bankas ı’n ı n ba ğ ı ms ı zl ı ğ ı n ı n güçlendirilmesi, serbest döviz kuru uygulamas ı ve bütçe aç ı ğ ı n ı n sürekli olarak azalt ı lmas ı gibi ek önlemlerle ekonomide yüksek büyüme oranlar ı na ula ş ı ld ı. Internationale Politikanalyse 11 2002 ve 2006 y ı llar ı aras ı nda ekonomide y ı lda ortalama yüzde 6’n ı n üzerinde büyüme h ı z ı elde edildi. Böylelikle Türkiye dünya genelinde en h ı zl ı ve kal ı c ı büyüme oran ı kaydeden ülkelerden biri haline geldi. Ki ş i ba ş ı na dü ş en gelir 2005-2009 y ı llar ı aras ı nda üç kat art ı ş la 10.500 ABD dolar ı seviyesine yükseldi. Ayn ı dönem içinde enflasyon oran ı n ı n yüzde 7’lere dü ş ürülmesi ekonomik istikrara katk ı da bulunarak i ş letmelerin ve tüketicilerin güven duygusunu art ı rd ı. Y ı llard ı r dü ş ük seviyede bulunan yabanc ı yat ı r ı mlar 2007 y ı l ı nda 22 milyar dolar ile rekor düzeye ula ş t ı lar. Bu geli ş mede ülkenin gelece ğ e yönelik olarak istikrar vaat etmesi ve kamu yönetimi ve yasama alanlar ı nda yap ı lan düzenlemeler(örne ğ in fikri mülkiyet haklar ı n ı n korunmas ı na yönelik yasan ı n ç ı kart ı lmas ı) önemli rol oynad ı. Ticaret orta ğ ı Almanya Art ı k Türkiye ekonomisi birkaç y ı l öncesine k ı yasla çok daha kapsaml ı ve sa ğ lam hale gelerek, ihracata yönelmi ş ve dünya ticaretine entegre olmu ş bulunuyor. Türkiye’nin en önemli ticaret orta ğ ı n ı AB olu ş turuyor. Avrupa Birli ğ i içinde de Almanya tek ba ş ı na gerek ithalat gerekse ihracat alan ı ndaki en önemli ticari ortak konumunda bulunuyor. Fransa ve Hollanda gibi di ğ er AB ülkeleri de yabanc ı yat ı r ı mlar kapsam ı nda Türkiye’de yo ğ un faaliyetler yürütüyorlar. Ancak k ı sa süre önce Rusya 40 milyar dolarl ı k ticaret hacmiyle Türkiye’nin en önemli d ı ş ticaret orta ğ ı konumuna gelerek Almanya’n ı n yerini ald ı. Türkiye’ye yat ı r ı m yapan Alman kurulu ş lar ı n ı n say ı s ı n ı n h ı zla yükselmekte olmas ı da ekonominin olumlu yönde geli ş ti ğ ini ve cazip yat ı r ı m ve üretim ko ş ullar ı sunulmakta oldu ğ unu gösteriyor: 2005 y ı l ı nda Türkiye’de faaliyet gösteren Alman ş irketlerinin say ı s ı 1.500 dolay ı nda iken, bu rakam 2009 y ı l ı ortalar ı nda 3.600’ün üzerine yükseldi. Ekonomik Geli ş menin Belkemi ğ i-“Anadolu Kaplanlar ı” Sabanc ı, Koç ve Eczac ı ba ş ı gibi baz ı büyük ş irket gruplar ı n ı n hakimiyetine ra ğ men Türkiye ekonomisinin belkemi ğ ini esasen küçük ve orta ölçekli i ş letmeler olu ş turuyor. Son y ı llarda kaydedilen ekonomik geli ş me de –her ne kadar vergi gelirlerinin büyük bölümü Marmara bölgesindeki sanayi kurulu ş lar ı ndan kaynaklan ı yorsa da- önemli ölçüde Anadolu’daki KOB İ’ lerin(Küçük ve Orta Ölçekli İş letmeler) ba ş ar ı lara dayan ı yor. OECD verilerine göre birinci jenerasyon dinamik aile i ş letmeleri 2000 y ı l ı ndan bu yana 800.000 ki ş iye istihdam olana ğ ı yaratarak GSYIH’ ya yüzde 12 dolay ı nda katk ı sa ğ lam ı ş bulunuyorlar. Kayseri, Konya, Gaziantep gibi ş ehirler giri ş imci dinamik geli ş imleri dolay ı s ı yla“Anadolu Kaplanlar ı” olarak nitelendiriliyorlar. Anadolu’nun nispeten muhafazakar ş ehirlerinin giri ş imcilik alan ı ndaki ba ş ar ı lar ı birçok ara ş t ı rmaya konu olmu ş bulunuyor. Ekonomik giri ş imcilik ruhu, dünyaya aç ı l ı m ve küresel i ş bölümüne entegrasyon ile dincimuhafazakar ya ş am tarz ı n ı n ba ğ da ş mas ı sonucunda ortaya ç ı kan yeni olgu“ İ slami Kalvinizm” olarak tan ı mlan ı yor. Bu tan ı m ı n ne denli uygun oldu ğ u – özellikle H ı ristiyanl ı ğ ı ça ğ r ı ş t ı rmas ı nedeniyle- kamu oyunda çeli ş kili tart ı ş malara neden olmakla beraber, olgunun mevcudiyeti inkar edilmiyor. Resmi istihdama yans ı mayan ekonomik geli ş me Türkiye’nin yüzde 46 düzeyindeki istihdam oran ı modern bir ulusal ekonomi için AB ve OECD ortalamas ı n ı n(OECD-ortalamas ı: yüzde 67) çok gerisinde bulunuyor ve bu oran ı n krizin etkisiyle daha fazla dü ş mesinden endi ş e ediliyor. Kad ı n istihdam oran ı da yüzde 24 ile Türkiye’nin OECD ortalamas ı nda en dü ş ük de ğ ere sahip oldu ğ unu gösteriyor. Resmi i ş sizlik oran ı 2009 ilkbahar ı itibariyle yakla ş ı k yüzde 15 olarak aç ı klan ı rken, gençler aras ı nda bu oran ı n yüzde 20’lerin üzerine ç ı km ı ş oldu ğ u tahmin ediliyor. Dünya Bankas ı verilerine göre son dört ila be ş y ı l içinde istihdam piyasas ı na ilk kez girme giri ş iminde bulunan 4 milyon dolay ı ndaki genç nüfusun sadece yüzde 15’i i ş bulabildi. Türkiye halen OECD k ı yaslamas ı nda 1664 ya ş grubunda en yüksek i ş sizlik oran ı na sahip bulunuyor. Çal ı ş an nüfusun yüzde 50’ ye yak ı n bölümü kay ı t d ı ş ı ve sosyal sigorta kapsam ı d ı ş ı nda istihdam ediliyor ve dolay ı s ı yla gayr ı resmi sektörü olu ş turuyor. Türkiye-2008 y ı l ı nda ç ı kart ı lan kapsaml ı bir yasayla yenilenmi ş olan- nispeten modern bir sosyal güvenlik sistemine sahip bulunuyor. Resmi sektörde çal ı ş anlar –nispeten dü ş ük düzeyde de olsa- sa ğ l ı k, i ş sizlik ve emeklilik gibi sosyal güvenlik yard ı mlar ı ndan yararlanabiliyorlar. Sosyal güvenlik harcamalar ı n ı n ve vergilerin yüksek olmas ı da gayr ı resmi i ş gücü piyasas ı n ı n ve kay ı t d ı ş ı ekonominin bu boyutlara ula ş m ı ş olmas ı n ı n nedenleri aras ı nda yer al ı yor. 12 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi Sendikalar ı n i ş letmeler, toplu i ş sözle ş meleri ve politika üzerinde yeterince etkili olamamas ı İş ili ş kilerinde sendikalar ı n nispeten etkisiz, devletin ise güçlü konumda oldu ğ u görülüyor. Mevcut yasal, siyasi ve ekonomik çerçeve ko ş ullar ı sendikalar ı n güçlü toplumsal aktörler olmalar ı na izin vermiyor. Sigortal ı çal ı ş anlar aras ı nda sendikal örgütlenme oran ı yüzde 10 dolay ı nda bulunuyor ve bunlar ı n aras ı nda toplu i ş sözle ş mesi kapsam ı nda bulunanlar çok küçük bir kesim olu ş turuyor. K ı s ı tlay ı c ı resmi i ş gücü rejimi ve sendikalar ı n siyasi nedenlerle parçalanm ı ş olmas ı, çal ı ş anlar ı n menfaatlerinin etkin bir ş ekilde temsil edilmesine engel oluyor. Halen sendikalar ı n toplu i ş sözle ş meleri yapma yetkisi elde edebilmeleri ve üyelerini temsil yetkisine sahip olabilmeleri için i ş letmeler(yüzde 50+1) ve i ş kollar ı (yüzde 10) için konulmu ş olan yüzdesel baraj ı a ş m ı ş olmalar ı gerekiyor. Mevcut yasalara göre çal ı ş an bir ki ş inin sendikaya üye olabilmesi için notere gitmesi ve yakla ş ı k bir günlük yevmiyesi tutar ı nda sendika aidat ı ödemesi gerekiyor. Mevcut ko ş ullar sosyal diyalog ve sosyal birlikteli ğ in geli ş imine pek olanak tan ı m ı yor. İş çilerin i ş letme içi örgütlenme oran ı da çok dü ş ük düzeyde bulunuyor. İş veren taraf ı ndaki karma ş ı k örgütlenme yap ı lar ı ve küçük ölçekli i ş letmelerin say ı s ı n ı n yüksek olmas ı do ğ rudan diyalog kurulmas ı n ı zorla ş t ı rarak, devletin daha güçlü bir konuma gelmesine ve arac ı l ı k rolü üstlenmesine neden oluyor. Rakamsal olarak daha güçlü konumda bulunan gayr ı resmi i ş gücü sektöründe çal ı ş anlar ı n(yevmiyeli çal ı ş anlar, evinden çal ı ş anlar veya konutlarda çal ı ş anlar gibi) örgütlenmesi gelecekte çözülmesi gereken önemli sorunlardan birini olu ş turuyor. Örne ğ in Türkiye’nin önde gelen sektörlerinden birini olu ş turan tekstil sektöründe evinden i ş yapanlar ı n oran ı çok yüksek düzeyde bulunuyor. Bu gruba henüz sendikal örgütlenme hakk ı tan ı nmad ı. Ba ş ta in ş aat sektörü olmak üzere birçok bran ş ta i ş yeri güvenli ğ i ve i ş yeri sa ğ l ı ğ ı alan ı nda gerekli güvenceler sa ğ lanmam ı ş bulunuyor. Bu alanlarda resmi kay ı tlara geçmeyen çok say ı da yaralanma veya ölüm vakalar ı meydana geliyor. Ekonomik krizin a ş ı lmas ı Türkiye ekonomisi gerek yap ı sal gerekse krize dayal ı nedenlerle büyük sorunlarla kar ş ı kar ş ı ya bulunuyor. Yüksek büyüme oranlar ı d ı ş ticaret aç ı ğ ı n ı n daha da büyümesine ve ekonominin tüm güçlendirici önlemlere ra ğ men – örne ğ in yabanc ı yat ı r ı mlar ı n aniden gerilemesine ortam haz ı rlayabilecek- harici ş ok ve krizlerin etkilerine kar ş ı k ı r ı lgan olmas ı na neden oldu. Mevcut küresel kriz Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi etkiler yaratt ı(2000/2001 y ı l ı ndaki bankac ı l ı k krizinden sonra gerçekle ş tirilen reformlarla güçlendirilen sektör krizden büyük ölçüde korundu): Ekonomi 2008 y ı l ı n ı n dördüncü çeyre ğ inde ilk kez yüzde 6.2 oran ı nda geriledi. Böylelikle 2008 y ı l ı genelinde büyüme h ı z ı(tahmin edilen yüzde 4 yerine) yüzde 1.1 düzeyinde kald ı. Hükümet taraf ı ndan yap ı lan tahminlere göre ekonomi 2009 y ı l ı nda yüzde 3.6’l ı k bir gerileme daha gösterecek. Bu rakamlara göre Türkiye ekonomisi 2000/2001 y ı l ı ndan bu yana en a ğ ı r krizin içinde bulunuyor. Yenilikçili ğ in desteklenmesi Ekonomik modernizasyon sürecinin ve toplumsal entegrasyonun sürdürülebilmesi için e ğ itim ve ara ş t ı rma sektörünün geli ş tirilmesi özellikle önem ta ş ı yor. Ş imdiye kadar üniversite düzeyinde yürütülen ara ş t ı rma çal ı ş malar ı –geli ş mekte olan tüm ülkelerde oldu ğ u gibi – tar ı m ve madencilik alan ı nda yo ğ unla ş m ı ş ve biyoteknoloji gibi gelece ğ in sektörlerini olu ş turacak sektörler ihmal edilmi ş bulunuyor. Ara ş t ı rma ve geli ş tirme çal ı ş malar ı a ğ ı rl ı kl ı olarak uluslararas ı firmalar taraf ı ndan yürütülüyor: Türkiye’de yap ı lan her 10 patent ba ş vurusundan 9’u yabanc ı i ş letmeler taraf ı ndan tescil ettiriliyor. OECD verilerine göre Türkiye ara ş t ı rma ve geli ş tirme, yat ı r ı m ve enformasyon teknolojileri alanlar ı nda uluslararas ı k ı yaslamada çok gerilerde kal ı yor. Örne ğ in İ sveç’te her 1.000 ki ş iden 34’ü ara ş t ı rma ve geli ş tirme alan ı nda çal ı ş ı rken, Türkiye’de her 1.000 ki ş iden sadece 4’ü bu sektörde faaliyet gösteriyor. Türkiye’de ara ş t ı rma ve geli ş tirme için yap ı lan harcamalar gayrisafi milli has ı lan ı n yüzde 1’ den küçük bir bölümünü olu ş turuyor. Özel sektör kurulu ş lar ı nda bu oran yüzde 3 dolay ı nda bulunuyor. Ara ş t ı rma ve geli ş tirme faaliyetlerinin desteklenmesi amac ı yla ç ı kart ı lan yeni yasa da bu konunun aciliyetini ortaya koyuyor. Yasayla Türkiye’nin yabanc ı i ş letmelerin ArGe çal ı ş malar ı için uygun bir merkez haline getirilmesi hedefleniyor. E ğ itim olanaklar ı n ı n geli ş tirilmesi Türkiye’nin genç nüfusu(nüfusun yüzde 50’si 26 ya ş ı n alt ı nda) i ş gücü piyasas ı ve e ğ itim sistemleri üzerinde yo ğ un bir demografik bask ı olu ş turuyor. Üniversitede okuyabilmek için her y ı l 1,5 – 2 milyon lise mezunu merkezi üniversite s ı nav ı na(ÖSS) Internationale Politikanalyse 13 giriyor. Bunlar ı n sadece üçte biri Türkiye’de 70 dolay ı ndaki üniversiteden birine girme olana ğ ı n ı elde edebiliyor ve Türk üniversitelerinde e ğ itim görmekte olan yakla ş ı k 2 milyon gencin aras ı na kat ı l ı yor. Üniversite ö ğ rencilerinin yüzde 45 gibi önemli bir bölümü aç ı k ö ğ retim olanaklar ı ndan yararlan ı yor. Ekonomiye kalifiye eleman yeti ş tirilmesi konusunda ve mesleki e ğ itim alan ı nda henüz çok büyük eksikler bulunuyor. Ayr ı ca birçok i ş letme Türkiye’de verilen e ğ itimin kalitesinden memnun olmad ı ğ ı n ı ifade ediyor. Ankara Ticaret Odas ı halen acil kalifiye i ş gücü gereksinimini 400.000 ki ş i olarak, orta vadede gereksinim duyulacak kalifiye eleman say ı s ı n ı ise 1,5 milyon olarak tahmin ediyor. Halen mesleki e ğ itim alan ı nda üç olanak sunuluyor: Meslek lisesi,“usta yan ı nda e ğ itim”(pratik e ğ itim) veya ç ı rakl ı k e ğ itimi. Ç ı rakl ı k e ğ itimi 1986 y ı l ı ndan beri Almanya’daki“dual sisteme” göre yürütülüyor ve mesleki e ğ itim alanlar ı n yüzde 25’i bu sistemle e ğ itiliyor. Yetersiz ko ş ullar dolay ı s ı yla giderek daha çok say ı da i ş letme kendi bünyesinde mesleki e ğ itim vermeye ba ş lad ı(aralar ı nda FESTO ve Wilo gibi Alman firmalar ı da bulunuyor). “Ya ş am Modeli”: Kentli küçük aile Türklerin büyük bölümünün birkaç neslin birlikte oldu ğ u çok çocuklu kalabal ı k aileler halinde k ı rsal alanlarda ya ş ad ı ğ ı yönünde yayg ı n bir kanaat hakim bulunuyor. Oysa bunun tam tersine bir geli ş me söz konusudur: Geçti ğ imiz 50 y ı l içinde Türkiye’de görülen en önemli de ğ i ş imlerden biri yo ğ un kentle ş me olgusudur. 1970 y ı l ı nda nüfusun yüzde 40’ dan küçük bölümü ş ehirlerde ya ş arken, bu oran günümüzde yüzde 70 dolay ı na yükseldi. Türkiye’nin tüm büyük kentleri son y ı llarda ola ğ anüstü geli ş me gösterdi. Nüfusu 1 milyonun üzerinde olan baz ı mega kentlerin yans ı ra( İ stanbul, İ zmir, Ankara, Antalya ve Diyarbak ı r gibi), nüfusu sürekli art ı ş göstermekte olan büyük ş ehirler de(Konya, Kayseri, Gaziantep gibi) bulunuyor. Do ğ urganl ı k h ı z ı n ı n da son y ı llarda sürekli olarak geriledi ğ i görülüyor. Do ğ urganl ı k h ı z ı 1995-2005 y ı llar ı aras ı nda ortalama yüzde 3.3 oran ı nda seyrederken(OECD 2009), bugün kad ı n ba ş ı na 1.9 çocu ğ a gerilemi ş bulunuyor. Ülkedeki nüfus geli ş imi demografik transformasyona do ğ ru yakla ş ı yor. Genel ya ş am beklentisi son y ı llarda sürekli olarak art ı ş gösterdi(1920 y ı l ı nda 20 y ı l olan ya ş am beklentisi halen 72 y ı l ile OECD ortalamas ı n ı n 7 y ı l gerisinde bulunuyor.) OECD tahminleri Türkiye’yi de ya ş lanmakta olan bir nüfus olarak kabul ediyor( 2007’de 65 ya ş üzerindekilerin toplam nüfus içindeki pay ı 17 iken, bu oran ı n 2020 y ı l ı nda yüzde 32’ ye, 2050 y ı l ı nda da yüzde 55’e yükselmesi bekleniyor). Çoçuk ölümlerinin geli ş imine bak ı ld ı ğ ı nda Türkiye’nin geçirmi ş oldu ğ u h ı zl ı de ğ i ş im süreci ve bundan sonra izleyece ğ i yol aç ı kça görülüyor: Binde 190(1969) düzeyinde bulunan çocuk ölümleri oran ı 50 y ı ll ı k bir sürede binde 23’ e (2006) indirildi. Ancak bu rakam halen OECD ortalamas ı n ı n dört kat üzerinde bulunuyor. Artan sosyal ve bölgesel dengesizlik De ğ i ş ik ara ş t ı rmalar ve göstergeler yoksul ve zengin kesimler aras ı ndaki makas ı n giderek aç ı ld ı ğ ı n ı ve ciddi bölgesel farkl ı l ı klar ı n söz konusu oldu ğ unu gösteriyor. OECD ülkeleri aras ı nda Türkiye(Meksika ve Polonya ile birlikte) bölgeleraras ı dengesizlik s ı ralamas ı nda listenin ba ş ı nda yer al ı yor. Örne ğ in Marmara bölgesi gibi geli ş mi ş bölgelerde i ş verimlili ğ i –s ı ralaman ı n altlar ı nda yer alan bölgelere k ı yasla – dört kat daha yüksek düzeye ula ş m ı ş bulunuyor. Ekonominin sürekli olarak büyümekte olmas ı na ra ğ men nüfusun büyük kesimi için belirgin bir istihdam ve gelir art ı ş ı olmad ı. KONDA taraf ı ndan gerçekle ş tirilen ara ş t ı rmaya(2008) göre, ayl ı k geliri 1.500 Euro’ nun(3.000 TL) üzerinde olan kesim nüfusun yüzde 3.5’ ini olu ş turuyor. Nüfusun yakla ş ı k yüzde 70’inin ayl ı k geliri 500 Euro(1.000 TL) veya alt ı nda bulunuyor. Hatta nüfusun yüzde 27’si 250 Euro’luk(500 TL) ayl ı k gelirin alt ı nda kazanç sa ğ l ı yor. Mevcut durum do ğ uya ve k ı rsal alanlara gidildikçe gelirin ve e ğ itim düzeyinin a ş a ğ ı ya indi ğ ini, çocuk say ı s ı n ı n ise yükseldi ğ ini gösteriyor. Kad ı nlar ı n i ş gücüne kat ı l ı m oran ı n ı n dü ş ük olmas ı, Türkiye’de gerek gelir gerekse ekonomik ba ğ ı ms ı zl ı k aç ı s ı ndan cinsiyetler aras ı nda büyük uçurumlar oldu ğ unu gösteriyor. Cinsiyet e ş itli ğ ini konu alan uluslararas ı ara ş t ı rmalarda(“Gender Gap” veya“Human Development Report” gibi) Türkiye ço ğ u kez en alt s ı ralarda yer al ı yor. Bilim alan ı nda ve giri ş imciler aras ı nda kad ı nlar ı n oran ı n ı n örne ğ in Almanya’da ayn ı meslek gruplar ı na k ı yaslaçok yüksek olmas ı da Türk kad ı nlar ı n ı n büyük bölümünün maruz kald ı ğ ı marjinalle ş tirme ve ayr ı mc ı l ı ğ ı istatistik olarak dengelemek için yeterli olmuyor. 5 D ı ş Politika- İ lkeler, Ba ş ar ı lar ve Sorunlar Türkiye dahilde ekonomik ve toplumsal alanlarda ciddi bir transformasyon ya ş arken, yak ı n kom ş usu olan ülkelerdeki köklü de ğ i ş imlere de yap ı c ı ve ço ğ u 14 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi kez temkinli tepkiler konumunu güçlendirdi. göstererek bölgedeki Türkiye’nin stratejik konumu: Hay ı r ve ş er birlikte Mevcut jeostratejik konum –Irak, İ ran, Suriye, Güney Kafkaslar, Güney ve Do ğ u Avrupa ve Karadeniz üzerinden Rusya ve Ukrayna ile kom ş u olunmas ı – dolay ı s ı yla İ slami de ğ erlerin hakim oldu ğ u ülkenin d ı ş politikas ı üstesinden gelinmesi gereken büyük yap ı sal sorunlarla kar ş ı kar ş ı ya bulunuyor. Söz konusu görevleri d ı ş politika uzmanlar ı“tall order” (zor istek) ve“up-hill battle”(zorlu mücadele) olarak tan ı ml ı yorlar. Yeni ABD yönetimine göre Türkiye’nin co ğ rafi konumu ülkeyi“evrenin merkezi”(“center of the universe”) olmaya itiyor: Halen“yanmakta” ve“kaynamakta” olan uluslararas ı kriz odaklar ı ndan birço ğ u Türkiye’ye kom ş u bölgelerde(Yak ı ndo ğ u, İ ran, Irak, Kafkasya ve Afganistan, Pakistan, Rusya) yer al ı yor ve bunlar muhtemelen ancak Türkiye ile i ş birli ğ i içinde a ş ı labilecek veya engellenebilecek gibi görünüyor. İ sveç D ı ş i ş leri Bakan ı Carl Bildt‘in de ifade etmi ş oldu ğ u gibi“Fiilen Türkiye Avrupa Birli ğ i için ABD’ den sonraki en önemli ikinci stratejik i ş birli ğ i partneri” konumunda bulunuyor. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” İ lkesi Türkiye’nin d ı ş politikas ı uzun y ı llardan beri Mustafa Kemal Atatürk’ün“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesine dayan ı yor. Türkiye’nin d ı ş politika eski dan ı ş man ı ve ş imdiki D ı ş i ş leri Bakan ı Ahmet Davuto ğ lu’ nun güncel d ı ş politika yakla ş ı m ı da gerek teori gerekse uygulamada(örne ğ in“Stratejik Derinlik” adl ı kitab ı nda) bu ilkenin önemini vurguluyor. Davuto ğ lu Osmanl ı İ mparatorlu ğ u’nun mirasç ı s ı olan Türkiye’nin bölgede arac ı ve düzeni sa ğ lay ı c ı güç olarak önemli bir rol üstlenmesi gerekti ğ ini ifade ediyor. D ı ş i ş leri Bakan ı“kom ş ularla s ı f ı r sorun” ilkesine dayal ı olarak belirledi ğ i d ı ş politika stratejisiyle Türkiye’nin ikili ili ş kilerini yo ğ unla ş t ı rmay ı ve geni ş letmeyi hedefliyor. Türkiye’nin bölgedeki kom ş u ülkelerle olan ikili ili ş kileri son y ı llarda gerçekten belirgin ş ekilde güçlendirildi ve farkl ı düzeylerde(ticaret, yat ı r ı m, kültür, diplomasi vb) yo ğ un temaslar ve i ş birli ğ i gerçekle ş tirildi. Bu ş ekilde Yunanistan, Suriye, İ ran ve Irak gibi ülkelerle olan ili ş kilerde onlarca y ı ldan beri süregelen anla ş mazl ı klar ı n a ş ı lmas ı veya asgari düzeye indirilmesi sa ğ land ı. Tarihi ve siyasi anla ş mazl ı klar ı n hakim oldu ğ u Ermenistan ili ş kilerinin de –“futbol diplomasisi” çerçevesinde (Türkiye ve Ermenistan cumhurba ş kanlar ı n ı n Türkiye ve Ermenistan aras ı nda oynanan milli maçlar ı n ı izlemek için kar ş ı l ı kl ı ziyaretlerde bulunmas ı) ba ş lat ı lan uzun görü ş melerden sonra- 2009 y ı l ı n ı n nisan ay ı nda kararla ş t ı r ı lan“Yol Haritas ı” ile a ş amal ı olarak geli ş tirilmesi hedefleniyor.“Yol Haritas ı” iki ülke aras ı nda diplomatik ili ş kilerin ba ş lat ı lmas ı n ı, s ı n ı rlar ı n aç ı lmas ı n ı ve tarihçilerden olu ş acak bir komisyon kurulmas ı n ı öngörüyor. Ancak Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’nin farkl ı ç ı karlar ı n ı n ne ş ekilde dengelenece ğ i henüz kesinlik kazanmad ı. Nitekim Azerbaycan Da ğ l ı k Karaba ğ anla ş mazl ı ğ ı nda taviz verilmemesi halinde TürkiyeErmenistan yak ı nla ş mas ı na s ı cak bakm ı yor. D ı ş politika iç politikay ı da etkiliyor Türkiye iddial ı d ı ş politikas ı yla ço ğ u kez ince bir çizgi üzerinde hareket ediyor. S ı n ı r bölgelerindeki sorunlar ı n ve anla ş mazl ı klar ı n çoklu ğ u bunlar ı n tümünün birden üstesinden gelinememesi, hatta çabalar ı n tamamen da ğ ı lmas ı tehlikesini içeriyor. Bölgedeki sorunlar ı n niteli ğ i ve niceli ğ i Türkiye’nin d ı ş i ş leri hizmetlerinde görev yapan –ve di ğ er ülkelere k ı yasla say ı lar ı dü ş ük olan – diplomatik kadrosu(yakla ş ı k 1.000 ki ş i/Almanya’da 6.000 ki ş i) üzerinde ciddi bir yük olu ş turuyor. Di ğ er taraftan ilerici ve uzla ş maya yönelik d ı ş politika ülke içinde –d ı ş politikadaki tüm ba ş ar ı lar ı“Türkiye’nin menfaatlerinin sat ı lmas ı” olarak nitelendiren ve bunlar ı iç politika söylemi veya seçim takti ğ i olarak suistimal eden- muhafazakar-milliyetçi siyasi partiler ve kamuoyu ile mücadele etmek zorunda kal ı yor. Dar bir kavram olan“milli menfaat” kavram ı ve baz ı siyasi aktörlerin güvenlik anlay ı ş ı(daha önce de belirtilmi ş oldu ğ u gibi) yine Türkiye toplumunda yayg ı nla ş m ı ş olan yakla ş ı mlardan kaynaklan ı yor: Yap ı lan çe ş itli ara ş t ı rmalar(German Marshall Fund’ ı n Global Trends Anketi veya PEW Research Centre for People and the Press) bat ı-kar ş ı t ı, Amerika kar ş ı t ı, İ srail kar ş ı t ı veya antisemit tutumlar ve Arap kar ş ı t ı yakla ş ı mlar ı n toplumda çok yayg ı n oldu ğ unu ve bunlar ı n kolayl ı kla siyasi bir araç haline dönü ş türülebildi ğ ini gösteriyor. “S ı rad ı ş ı D ı ş Politika” ince bir çizgi olu ş turuyor Türk d ı ş politikas ı n ı n sahip oldu ğ u bir avantaj kolayl ı kla dezavantaja dönü ş ebilir: Türkiye kendinde “ba ş ka kimsenin” temas kurmad ı ğ ı devlet temsilcileriyle de görü ş melerde bulunma hakk ı görüyor. Nitekim İ ran, Suriye, Sudan ve Filistin’deki Hamas gibi“haydut devlet” olarak tan ı mlanan ülkelerle siyasi ve diplomatik temaslar yürütülüyor. Internationale Politikanalyse 15 Özellikle 2006 y ı l ı n ı n ocak ay ı nda Hamas’ ı n seçim zaferinden hemen sonra Hamas lideri Halid Me ş al ile görü ş melerde bulunulmas ı uluslararas ı düzeyde ve özellikle de İ srail taraf ı ndan ele ş tirilere hedef oldu. Ayn ı ş ekilde İ ran ile yürütülen temaslar ve İ ran devlet ba ş kan ı Ahmedinejat’ ı n ziyareti Avrupa ve Amerika taraf ı ndan ilgi ve endi ş eyle izlendi. Türkiye ayr ı ca bölgesel aktör ve arabulucu olarak üstlenmi ş oldu ğ u rol çerçevesinde yerle ş ik i ş birli ğ i modelleri d ı ş ı nda kalan devletleri, AB veya ABD‘yi dahil etmeksizin veya onlar ı n resmi konsültasyon mekanizmalar ı n ı devreye sokmaks ı z ı n, bulu ş turma giri ş imlerinde bulunuyor. Buna örnek olarak Türkiye’nin önerisi üzerine Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya ve Türkiye’nin kat ı l ı m ı yla Kafkasya’da olu ş turulan Güvenlik ve İş birli ğ i Platformu’nu gösterebiliriz. Türkiye bu ba ğ lamda kendini kom ş u bölgelerde ili ş kilerin yo ğ unla ş t ı r ı lmas ı na, ekonomik i ş birli ğ i, bar ı ş ve geli ş me sa ğ lanmas ı na katk ı da bulunacak bir“soft power” olarak görüyor. D ı ş politika alan ı nda hassas ve tart ı ş mal ı misyonlar ı n yan ı s ı ra belirgin ş ekilde ba ş ar ı s ı zl ı kla sonuçlanan giri ş imler de oluyor. Nitekim 2008 y ı l ı sonunda İ srail’in Gazze sald ı r ı s ı Türkiye’nin İ srail ve Suriye aras ı ndaki arabuluculuk çabalar ı n ı n sonuçsuz kalmas ı na neden oldu. Gazze bombard ı man ı n ı n o zamanki İ srail ba ş bakan ı n ı n ziyaretinden hemen sonra ba ş lam ı ş olmas ı dolay ı s ı yla Türk taraf ı olaya ş a ş k ı nl ı k ve k ı zg ı nl ı k içinde büyük tepki gösterdi. 2009 y ı l ı n ı n ocak ay ı nda Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde düzenlenen bir tart ı ş mada Ba ş bakan Erdo ğ an’ ı n İ srail devlet ba ş kan ı kar ş ı s ı nda sergiledi ğ i diplomasiden uzak duygusal yakla ş ı m da İ srail ili ş kileri aç ı s ı ndan bir dayan ı kl ı l ı k testi niteli ğ i ta ş ı yordu ve bu ba ğ lamda güven kayb ı olu ş turdu. Türkiye 1949 y ı l ı nda İ srail devletinin kurulu ş unu tan ı yan ilk Müslüman ülke olmu ş ve halen de İ srail ile ekonomi ve güvenlik politikas ı alanlar ı nda yo ğ un ili ş ki içinde bulunmaktad ı r. Türkiye’nin uluslararas ı örgütlerdeki üyelikleri 1952 y ı l ı ndaki Kore Sava ş ı’ndan beri NATO üyesi olan Türkiye kendini güvenlik politikas ı aç ı s ı ndan bat ı n ı n bir parças ı olarak görüyor ve –ISAF çerçevesinde Afganistan da dahil olmak üzere- BM, NATO ve AB’ nin bar ı ş giri ş imlerinde aktif rol üstleniyor. Türkiye OECD, Avrupa Konseyi ve G-20 gibi birçok“bat ı l ı” örgüte üye bulunuyor ve ayn ı zamanda 2005 y ı l ı ndan beri genel sekreterli ğ ini yürütmekte oldu ğ u İ slam Konferans ı Örgütü’ nün de (OIC) önde gelen üyeleri aras ı nda yer al ı yor. BM’ den NATO’ya kadar birçok uluslararas ı örgütün y ı llardan beri üyesi olan Türkiye, kendisini belirli bir ülkeleraras ı grupla ş maya dahil görmüyor. Nitekim uluslararas ı tart ı ş malarda veya kurullarda bugüne kadar sergilemi ş oldu ğ u tutumlarda –baz ı di ğ er kalk ı nmakta olan ülkelerin aksine – herhangi bir grupla ş man ı n etkisi görülmedi. Türkiye uluslararas ı alanda – bugüne dek BRIC ülkeleri gibi alt gruplardan herhangi birine üye olmamas ı na ra ğ men- genellikle“rising power”(yükselen güç) olarak kabul ediliyor. Ancak ülke giderek artan özgüvenine dayal ı olarak zaman zaman ana ak ı m ı n d ı ş ı nda kalan bir tutum sergileyebiliyor. Nitekim Türkiye 2009 y ı l ı nisan ay ı nda NATO genel sekreterli ğ i seçiminde di ğ er NATO üyesi ülkelerden farkl ı bir tav ı r alarak, Anders Fogh Rasmussen’in adayl ı ğ ı na(birçok nedenin yan ı s ı ra Rasmussen’in Hz. Muhammed karikatürüne ili ş kin tart ı ş mal ı aç ı klamalar ı dolay ı s ı yla) kar ş ı ç ı km ı ş t ı. Ancak Türkiye’nin BM-Genel Kurulu seçimlerindeki tavr ı na ili ş kin analizler, ilginç bir ş ekilde ülkenin seçimlerdeki yakla ş ı m ı n ı n son y ı llar içinde – İ ngiltere ve Fransa’ya k ı yasla – Avrupa Birli ğ i’nin yakla ş ı m ı yla daha fazla örtü ş mekte oldu ğ unu ortaya koyuyor. Enerji Aktar ı m Noktas ı Türkiye Türkiye enerji altyap ı politikas ı alan ı nda Yak ı n ve Ortado ğ u ülkelerinden ve Hazar Denizi çevresinden getirilecek enerji kaynaklar ı(petrol, do ğ algaz) için transit ülke ve“hub”(aktar ı m noktas ı) s ı fat ı yla özel bir önem ta ş ı d ı ğ ı n ı dü ş ünüyor. Türkiye, kaynaklar ı k ı s ı tl ı bir ülke olarak enerji temini alan ı nda bir taraftan di ğ er ülkelere olan(Rusya gibi) ba ğ ı ml ı l ı ğ ı n ı azaltmay ı hedeflerken, di ğ er taraftan da bu ba ğ lamda AB ve di ğ er Avrupa ülkeleri için ta ş ı d ı ğ ı önemi güçlendirme olana ğ ı n ı de ğ erlendirmek istiyor. Kuzey-güney ve do ğ u-bat ı yönlerindeki mevcut boru hatlar ı n ı n yan ı s ı ra halen NABUCCOprojesi(RWE kat ı l ı m ı yla) gibi ba ş ka kapsaml ı boru hatt ı projeleri de planlama a ş amas ı nda bulunuyor. Bat ı ya uzanan uzun yol: AB-Tam Üyelik Süreci Geçti ğ imiz y ı llarda Türkiye’nin d ı ş politikas ı n ı n ve d ı ş ticaret politikas ı n ı n en önemli hususunu AB ile i ş birli ğ ine ve entegrasyona yönelim olu ş turuyordu. 2009 itibariyle bak ı ld ı ğ ı nda Türkiye’nin ilk üyelik ba ş vurusunun 50 y ı l önce(1959) yap ı lm ı ş oldu ğ u, ilk Ortakl ı k Anla ş mas ı n ı n 45 y ı l önce 1963 y ı l ı nda imzaland ı ğ ı ve AB ile Gümrük Birli ğ i anla ş mas ı n ı n da 1996 y ı l ı nda yürürlü ğ e girdi ğ i görülüyor. Türkiye’nin (NATO üyeli ğ inden de öteye uzanan)“bat ı yla olan 16 Bettina Luise Rürup Türkiye Ülke Analizi ba ğ lant ı s ı” so ğ uk sava ş döneminde Avrupal ı politikac ı lar için stratejik aç ı dan büyük önem ta ş ı maktayd ı. Ancak 90’l ı y ı llar ı n ba ş ı nda Berlin Duvar ı’ n ı n y ı k ı lmas ı ndan ve Sovyetler Birli ğ i’nin da ğ ı lmas ı ndan sonra Avrupa’da Türkiye’ye verilen önem ve duyulan sempati aniden belirgin ş ekilde azald ı. Nitekim aday statüsüne geçebilmek için yap ı lan ilk ba ş vurular tümüyle ba ş ar ı s ı z oldu. Ancak Türkiye Helsinki’de yap ı lan AB-Zirvesi’nde(1999) adayl ı k statüsüne hak kazand ı ve 2005 y ı l ı n ı n ekim ay ı nda üyelik müzakereleri ba ş lat ı ld ı. Üyelik müzakerelerinin ba ş lamas ı ndan bu yana geçen dört y ı l içinde tarama çal ı ş malar ı tamamlanarak, AB – Müktesebat ı n ı n 11 ba ş l ı ğ ı(“iç hukukla uyumun gözden geçirilmesi veya uyum gereksiniminin belirlenmesi” amac ı yla) müzakereye aç ı ld ı. Ba ş l ı klar ı n müzakere h ı z ı mevcut ş ekliyle sürdürüldü ğ ü takdirde, 35 müzakere ba ş l ı ğ ı n ı n tümünün aç ı lmas ı sekiz ila dokuz y ı l zaman alacak ve müzakerelerin tamamlanmas ı için de ayr ı ca birkaç seneye daha gerek olacak. Türkiye’nin tam üyeli ğ e kabul edilme ko ş ullar ı her ş eyden önce iki neden dolay ı s ı yla özellikle güç olacak: Öncelikle uyum sa ğ lanmas ı gereken AB yasalar ı n ı n ve yönetmeliklerinin say ı s ı son y ı llarda büyük art ı ş gösterdi. Ayr ı ca Türkiye için münferit ba ş l ı klar ı n müzakereye aç ı labilmesi ve tüm sürecin tamamlanabilmesi için üye ülkelerin tamam ı n ı n oy birli ğ iyle karar almas ı gerekiyor(Hollanda ve Avusturya gibi baz ı ülkelerde bunun için referandum yoluna gidilebilecek.). Müzakere ba ş l ı klar ı n ı n aç ı lmas ı ve kapat ı lmas ı na ili ş kin haz ı rl ı klar ı n teknik sürecinden Avrupa Komisyonu sorumlu bulunuyor. Türkiye’nin 2006 y ı l ı n ı n Aral ı k ay ı nda Gümrük Birli ğ i’ni AB-üyesi K ı br ı s’ ı da dahil edecek ş ekilde geni ş letmeyi kabul etmemi ş olmas ı, sekiz müzakere ba ş l ı ğ ı n ı n ask ı ya al ı nmas ı na neden oldu. Di ğ er baz ı ba ş l ı klar ise fiilen Fransa ve K ı br ı s gibi ülkelerin onay vermemesi nedeniyle kapat ı lm ı ş bulunuyor. Ba ş Müzakereci Egemen Ba ğ ı ş 2009 y ı l ı n ı n Haziran ay ı nda yeni fas ı llar ı n aç ı lmas ı n ı n gerçekten ask ı ya al ı nabilece ğ ine de ğ inerek –AB müzakerelerinde kaydedilen ilerlemelerden ba ğ ı ms ı z olarak- iç politika alan ı ndaki reform sürecinin Türkiye’nin modernizasyonu aç ı s ı ndan büyük önem ta ş ı d ı ğ ı n ı vurgulad ı. Türk halk ı n ı n AB üyeli ğ ini destekleme oran ı üyelik müzakerelerinin ba ş lamas ı ndan önce çok yüksek düzeyde bulunurken(nüfusun de ğ i ş ik kesimlerine ve yap ı lan farkl ı anketlere göre yüzde 70 ila 90 aras ı nda de ğ i ş irken), bu oran daha sonra yüzde 70 ila 40 aras ı nda de ğ i ş en de ğ erlere geriledi (EUROSTAT). Anket sonuçlar ı –genelde- yöneltilen soruya göre çok farkl ı de ğ erlendirmeler yap ı ld ı ğ ı n ı ortaya koyuyor. Nitekim AB‘ye üyelikten yana olanlar ı n oran ı n ı n yüksek oldu ğ u, ancak üyeli ğ in gerçekle ş ece ğ ine inananlar ı n oran ı n ı n ise daha dü ş ük düzeyde kald ı ğ ı görülüyor. AB’ den gelen çeli ş kili sinyallerin yaratt ı ğ ı etkiler Bir taraftan Türkiye’de AB’ye tam üye olunaca ğ ı na duyulan inanç giderek azal ı rken, di ğ er taraftan – Türkiye’nin bat ı yla olan ittifak ı nas ı l hiç tart ı ş malara konu olmuyorsa- Türkiye’nin AB’ ye üye olmas ı yönündeki istek de ayn ı ş ekilde sürdürülüyor. Tam üyelik müzakerelerine ili ş kin haberlerin yetersiz olmas ı ve Türk hükümetinin kamuoyu çal ı ş malar ı konusunda çekimser davranmas ı, halk ı n büyük bölümünün kat ı l ı m sürecinin durumu ve perspektifleri hakk ı nda yeterince bilgi sahibi olmamas ı na neden oluyor. Halka yans ı yan haberlerin ba ş ı nda Fransa devlet ba ş kan ı Nicolas Sarkozy ve Almanya ba ş bakan ı Angela Merkel gibi AB içindeki muhafazakar politikac ı lar ı n tam üyelik kar ş ı t ı yorumlar ı yer al ı yor. Fransa, Almanya (koalisyon hükümetindeki farkl ı pozisyonlara ra ğ men), Avusturya, Hollanda ve K ı br ı s Türkiye’nin AB üyeli ğ ine kar ş ı ç ı kan ülkeler olarak alg ı lan ı yorlar. Bunun yan ı s ı ra AB üyesi 27 ülkenin 22’ sinin –ki aralar ı nda İ ngiltere, İ spanya, İ talya, İ sveç ve Polonya da yer al ı yor – Türkiye’nin üyeli ğ ine onay vermekte olduklar ı Türk kamuoyu taraf ı ndan yeterli ölçüde alg ı lanm ı yor. Asl ı nda Türkiye’nin İ ngiltere’nin adayl ı ğ ı esnas ı nda, ama ayn ı zamanda da AB’nin Kuzey ve Güney geni ş leme süreçleri esnas ı nda baz ı AB ülkelerinin sergilemi ş olduklar ı tutumu hat ı rlamas ı nda yarar olacakt ı r. Söz konusu vakalarda da üye ülkelerin göstermi ş olduklar ı ideolojik direncin(örne ğ in Katolik ülkeler olan İ spanya ve Portekiz’e kar ş ı) a ş ı lmas ı kolay olmam ı ş t ı. Fransa devlet ba ş kan ı de Gaulle’ ün 1969 y ı l ı nda İ ngiltere’nin üyeli ğ ini veto ederken öne sürdü ğ ü gerekçeler, bugün Türkiye kar ş ı t ı gerekçelerle büyük benzerlikler gösteriyor(“Onlar Avrupal ı de ğ ildir”, “Kurumsal dengemizi bozuyorlar”,“Tar ı m sektörleri Avrupa’n ı n ortak tar ı m politikas ı yla uyumlu de ğ ildir”). Türk-Alman İ li ş kileri İ ki ülke aras ı ndaki tarihi ba ğ lar ve yo ğ un i ş birli ğ i ili ş kileri dolay ı s ı yla Türkiye’nin AB-kat ı l ı m süreci Federal Almanya aç ı s ı ndan özel önem ta ş ı yor. Uzun süre Almanya’da ya ş ad ı ktan sonra Türkiye’ye dönü ş yapm ı ş, dolay ı s ı yla halen Almanya ile güçlü ba ğ lar ı olan Türklerin say ı s ı Ankara hükümeti taraf ı ndan 4 Internationale Politikanalyse 17 milyon ki ş i olarak tahmin ediliyor. Halen Alman üniversitelerinde 30.000 dolay ı nda Türk ö ğ renci e ğ itim görüyor. AB taraf ı ndan desteklenen ö ğ renci de ğ i ş im programlar ı(Erasmus) kapsam ı nda Türkiye’den Almanya’daki üniversitelere giden ve ayn ı ş ekilde Almanya’dan Türkiye’ye gelen ö ğ renci say ı s ı Avrupa de ğ i ş im program ı kapsam ı ndaki toplam ö ğ rencilerin dörtte birini olu ş turuyor. Yine Ankara hükümeti taraf ı ndan aç ı klanan verilere göre, halen 70.000 dolay ı nda emekli Alman vatanda ş ı y ı l ı n büyük bölümünü Türkiye’de( a ğ ı rl ı kl ı olarak Alanya gibi Akdeniz ş ehirlerinde) geçiriyor. Halen Almanya’da 3.5 milyon dolay ı nda Türk kökenli ki ş i ya ş ı yor. Her ne kadar kamuoyundaki tart ı ş malar genellikle ba ş ar ı s ı z entegrasyon giri ş imleri üzerinde yo ğ unla ş m ı ş olsa da, bunlar ı n yan ı nda –örne ğ in Türk kökenli ö ğ renciler aras ı nda lise son s ı n ı fta olanlar ı n say ı s ı n ı n giderek artmakta olmas ı veya Almanya’daki Türk i ş letmelerinin 70.000 ki ş iye istihdam olana ğ ı sa ğ lamakta olmas ı gibi- çok olumlu geli ş meler de kaydedildi. Almanya ve Türkiye aras ı nda olu ş an ba ğ y ı llard ı r süregelen ikili ili ş kilere dayan ı yor. 60’l ı y ı llarda Türkiye’den Almanya’ya göçmen ak ı m ı n ı n ba ş lamas ı sonucunda edinilen deneyimlerin yan ı s ı ra, 1930’lu y ı llarda Almanya’dan kaçmak zorunda kalan Yahudi kökenli bilim adamlar ı n ı n Türkiye’ye kabulü de iki ülke aras ı nda yüzy ı llardan beri süre gelen yo ğ un dostluk ili ş kilerinin güçlenmesi aç ı s ı ndan önemli rol oynam ı ş bulunuyor. Almanya ve Türkiye aras ı ndaki güçlü ba ğ dolay ı s ı yla-di ğ er ülkelerle yürütülen ikili ili ş kilerden farkl ı olarak- iç politika ve d ı ş politika alan ı ndaki konular ço ğ u kez birbirine kar ı ş abiliyor: İ ki ülkeden birinin iç politikas ı nda ya ş anan olaylar do ğ rudan d ı ş politika ili ş kilerini etkileyebilece ğ i gibi, bunun tam tersi de söz konusu olabiliyor. Türk kökenli insanlar ı n Almanya’daki ya ş am ko ş ullar ı Türk kamuoyunun yo ğ un ilgi duydu ğ u konular aras ı nda yer al ı yor. Ayn ı ş ekilde Türkiye’de ya ş ayan emekli Alman vatanda ş lar ı n ı n ve tatilcilerin veya karma evliliklerdeki aile fertlerinin Türkiye’deki durumu da Türk-Alman ili ş kilerine konu olabiliyor. Oturma ve çal ı ş ma izinleri, entegrasyon olanaklar ı, ama ayn ı zamanda İ slam dinine yakla ş ı m gibi hususlar yo ğ un ilgi gösterilen konular ı n ba ş ı nda geliyor. Bir önceki bölümde de de ğ inilmi ş oldu ğ u gibi, iki ülke aras ı ndaki ekonomik ili ş kilerde çok olumlu geli ş meler kaydedilmi ş bulunuyor. Bu geli ş menin en güçlü ifadesini iki ülke aras ı ndaki ticari ili ş kiler ve Türkiye’deki Alman giri ş imlerinin say ı s ı ndaki art ı ş olu ş turuyor. Alman sendikac ı lar ı n da Türkiye’de Alman i ş letmelerinde çal ı ş makta olan ve oradaki karde ş kurulu ş larda çal ı ş ma ve sosyal standartlar ı n sa ğ lanmas ı için çaba gösteren meslekda ş lar ı na giderek daha fazla destek vermekte olduklar ı görülüyor. Yürütülen tüm temaslara ve ortak konulara ra ğ men Türk-Alman ili ş kilerinin sahip oldu ğ u potansiyel ço ğ u kez kamuoyuna yeterince yans ı m ı yor. Bu ili ş kilerin kamuoyuna daha ş effaf, belirgin ve aç ı k bir ş ekilde yans ı t ı lmas ı iki ülke aras ı ndaki dostluk ili ş kilerinin-AB müzakere sürecinden ba ğ ı ms ı z olarak-daha da yo ğ unla ş t ı r ı lmas ı aç ı s ı ndan çok yerinde ve yararl ı olacakt ı r. Almanya kendi menfaati aç ı s ı ndan Türkiye’nin AB-tam üyelik sürecini desteklemelidir. 6 Sonuç AB-üyelik sürecine ili ş kin kurumsal takvimin belirleyici kararlar al ı nmas ı n ı öngördü ğ ü 2009 “make it or break it” y ı l ı nda, AB ülkelerinde görülen geni ş leme yorgunlu ğ una paralel olarak Türkiye’de de-bir anlamda- bir“kat ı l ı m yorgunlu ğ unun” hakim olmaya ba ş lad ı ğ ı dikkat çekiyor. Avrupa siyasetine ili ş kin tart ı ş malar daha da gerginle ş meden Türkiye’nin üyelik ba ş vurusundan vazgeçmesi ve içinde bulundu ğ u geli ş im sürecini AB-üyelik perspektifi d ı ş ı nda sürdürmesi ihtimal dahilinde görünüyor. Bu senaryo“Norveç Modeli” nden (esasen üyelik ko ş ullar ı n ı n mevcut olmas ı, fakat aksine siyasi karar al ı nm ı ş olmas ı) ba ş layarak Rusya, İ ran ve Çin gibi ülkelere yönelime kadar uzanan- ve dahili demokratikle ş me ve modernizasyon süreci üzerinde hiçbir bask ı olu ş turmayacak- çe ş itli seçenekler içeriyor. Böyle bir geli ş menin Avrupa aç ı s ı ndan yarataca ğ ı risk ve tehlikeler, sa ğ layaca ğ ı avantajlardan çok daha fazlad ı r. Türkiye’nin modernle ş me ve demokratikle ş me yönündeki reform sürecini sürdürmesi ve geçmi ş y ı llardaki tempoyu yakalamas ı, özellikle Almanya aç ı s ı ndan, büyük önem ta ş ı yor. Kafkaslar’da istikrar ı n ve Yak ı ndo ğ u’da bar ı ş ı n sa ğ lanmas ı, enerji güvenli ğ i, terörle mücadele, ekonomi ve finans krizinin a ş ı lmas ı 2009 y ı l ı nda da Avrupa Birli ğ i’nin önemli stratejik hedefleri aras ı nda yer almaya devam ediyor ve bu hedeflere Türkiye’nin deste ğ iyle çok daha kolay ula ş ı labilece ğ i görülüyor. Türkiye dikkatle incelenmezse veya sadece belirli sorunlar veya konular üzerinde yo ğ unla ş ı l ı rsa, ülkenin iç ve d ı ş politika alanlar ı ndaki geli ş iminde duraklama veya gerileme oldu ğ u yönünde hatal ı bir izlenim uyanabilir. Önemli olan gerçekte bunun tam aksi bir geli ş menin söz konusu oldu ğ unun bilinmesidir: 18 Bettina Luise Rürup Türkiye geçti ğ imiz y ı llarda –net bir AB üyelik perspektifi ba ğ lam ı nda da – ciddi bir de ğ i ş im süreci ya ş ad ı. Farkl ı alanlarda görülen de ğ i ş imler neticesinde ülke daha müreffeh, daha modern, daha aç ı k ve daha demokratik hale geldi. Dünya pazar ı na ve özellikle de Avrupa Birli ğ i’ne entegrasyon yolunda önemli ilerlemeler kaydedildi. Uzun zaman birçok ki ş i taraf ı ndan“too big, too poor, too muslim”(fazla büyük, fazla yoksul ve fazla müslüman) olarak nitelendirilen Türkiye, art ı k “interestingly big, prosperous, open minded and integrated”(ilgi çekici büyüklükte, refah içinde, aç ı k fikirli ve entegre olmu ş) olarak tan ı mlan ı yor. Yerli ve yabanc ı gözlemciler AB-üyelik sürecine dayal ı“bat ı yöneliminin” bu olumlu geli ş mede önemli rol oynad ı ğ ı konusunda fikir birli ğ i içinde bulunuyor. Burada önemli olan, sürecin sosyal boyutunun da dikkate al ı nmas ı d ı r: Siyasi ve hukuki de ğ i ş imlerin kanaat olu ş turma süreçleriyle ve toplumsal kat ı l ı m olanaklar ı n ı n art ı r ı lmas ı suretiyle desteklenmesi zorunludur. Uygun bir siyasi kültürün yerle ş ebilmesi gerçekçi bir zaman perspektifi gerektirir. İ stikrarl ı demokrasiler ak ş amdan sabaha olu ş mazlar. AB bir “soft power” olarak Türkiye’nin modernizasyonuna, demokratikle ş mesine ve Avrupal ı la ş mas ı na önemli ölçüde katk ı sa ğ lam ı ş t ı r. Her iki taraf da-k ı sa vadeli dü ş üncelerden ba ğ ı ms ı z olarak- bu sürecin somut ve güvenilir bir ş ekilde sürdürülebilmesi için destek vermelidir. Türkiye Ülke Analizi Internationale Politikan Impressum Friedrich-Ebert-Stiftung Derne ğ i Türkiye Temsilcili ğ i- Istanbul Cihannüma Mah. Mehmet Ali Bey Sk. No:12 D:5 34353 Be ş ikta ş/ İ stanbul www.festr.org Bestellungen Friedrich-Ebert-Stiftung Internationale Politikanalyse Nora Neye D-10785 Berlin E-Mail: info.ipa@fes.de Fax:+49(30) 26935-9248 Alle Texte sind online verfügbar: www.fes.de/ipa Die in dieser Publikation zum Ausdruck kommenden Meinungen sind die des Autors/der Autorin und spiegeln nicht notwendigerweise die Meinung der Friedrich-Ebert-Stiftung wider.